Yayınlar

Korkularınızı Yenin

Resim
Herkese kısa bir selam ile direkt konuya giriyorum. Ekim ayının sonuna geldik. Kış yaklaşıyor yavaş yavaş. Tabi aynı hızda yeni yılda yaklaşıyor. Biliyorum-biliyorum. Bloga girip yeni yazılar görmeyince üzülerek çıktığınızı bu derece de kendimi size sevdirdiğimide biliyorum. Biraz şımarmak benim de hakkım. İletişim formundan mesaj gönderenler sizlere en kısa sürede cevap vereceğim. Şimdi direkt konuya giriyorum... Şimdi size ev de oturduğum yerde serçe parmağımı salon sehpasına niye vurduğumu ve üç günlük tatili ev de seke seke yürüyerek kendime nasıl zehir ettiğimi anlatacağım. Önemli uyarı: bu yazıyı okurken sıvı şeyler tüketmeyiniz veya bir şeyler yemeyiniz, zira; ya pıskırarak çıkarmak ya da mideniz bulanıp kusmak zorunda kalabilirsiniz, baştan uyarayım. Ha bir de kızmayın bana, dümdüz yazıyorsun diye, bu yüzden on senelik emeğimi çöpe atıp anonim dünyaya geçtim. Ekşi sözlükte yazmıyorum artık, ora da söveceğime, burada kendi sayfamda sövmek daha iyi geliyor bana... Neyse s

Bir Yudum Sevgi

Resim
 Yeni tren garının orada taşımacılık A.Ş genel müdürlüğündeyim bu hafta. Tüm dünyayı sarıp giden kovıd-19 virüsü yüzünden bütün dünya da yaşam durmuş durumda. Eski tren garının yer aldığı taş binanın ikinci katındayım. Beş bi odadanın köşebaşındaki bir masada yer gösterdiler. Oturdum. odada ki arkadaşlarla hasbihal ettikçe bilet sistemindeki hataları çözümleyen arkadaşlar olduğunu öğrendim. Hani siz bilet alıyorsunuz; erteliyorsunuz, iptal ediyorsunuz ya işte o biletlerde oluşan hataları ayıklayan arkadaşlar bunlar. Emekleri var üzerinizde sizleri sevdiklerinize kavuşturuyorlar. Kara tren salınıp gelirken onlarda dijital dünyadan satın aldığınız biletleri sizlerin telefonuna kısa mesaj ile ulaştırıyorlar. Hükümet hamilelere izin verince burada çalışan yeni hamile bayan arkdaşın yerine geçici olarak geçer misin dedikleri için geldim. Hani belki iki yeni insan tanırız. İki arkadaş ediniriz. Derken sigara molasına doğu expresini uğurladım... Sonra boş boş otururken. videolara daldım.

Huzur Çok Pahalı Değil

Resim
 Çalışıyoruz, çabalıyoruz, daha çok çalışıyoruz. Çalıştıkça daha bir çok çabalıyoruz. Eskimek bilmeyen zaman çarkının dişlileri arasında erteleye-erteleye hayatlarımızı öğütüyoruz... Ne için. Daha iyi yaşamak için mi ? Daha çok kazanmak için mi ? Kariyerim artsın diye mi ? Bi meşgalem olsun diye mi ? Çoluğa çocuğa iyi bir altyapı oluşturup pürüzsüz bir gelecek vermek için mi ? Servet biriktirmek, statü sahibi olmak, itibar görmek için mi ? Akşamdan planlar yapıyoruz; sabaha ne giyeceğim, yarın öğlen ne yiyeceğim, şu proje bitsin kendime izin vereceğim, Çocuklar büyüsün dünya turlarına çıkacağım... Uzayıp gidiyor ertelendikçe yapılacakların listesi. Peki sordunuz mu ? hiç kendinize. Kendimi daha ne kadar öğütüceğim ya da bu zaman çarkına ne kadar direnebileceğim diye... Cevap hepinizde aynı değil mi ? Şimdi sakalını ovuşturarak tahtasındaki zor problemi çözmeye çalışan bir profesör gibi uzaklara daldınız değil mi ? Biliyorum. Herkesin kendince haklı nedenleri var. Dün

Davetsiz Çapkınlar

Resim
Hafta sonunuz var değil mi ? Hava zaten bozuk, kapalı bir de soğuk. Her hafta sonu dışarı çıkacağım diye kasmayın. Kendinize bir iki saat ayrın. Şöyle bir kaç saat bile olsa günlük hayatın stresinden, yorgunluğundan, gerilimlerinden uzak keyifli bir şekilde geçirmek isteyenlere göre bir film var. Davetsiz Çapkınlar (Wedding Crashers). Yönetmenliğini herkesin yapabileceği ancak böyle senaristlerin nadiren bulunabileceği bir film, hayattaki en büyük eğlenceleri davetsiz gittikleri ve kimin olduğu bilinmeyen düğünleri birbirine katmak ve buralarda güzel bekar kadınlarla tanışmak onları baştan çıkarıp yatağa ata iki genç adamın komik öyküsü üzerine yazılmış güzel bir senaryo. Filmin başrollerinde Owen Wilson, Vince Vaughn ve Christopher Walken var. Bu iki kafadarın ortak tek bir yönleri var. John Beckwith ve Jeremy Grey’in tek hobileri: Düğünleri dağıtmak! Düğün kimin düğünü olursa olsun hangi etnik kökende olursa olsun fark etmiyor. Bu iki karizmatik ve çekici genç adam her düğü

Uzakları Sevmek

Resim
 Yıl 2013 bir bahar akşamı... Lefkoşa Golden Tulip otelin 8. Kat 809 no'lu odasındayım. Çıkardım kravatımı giydim yalnızlığımı Zeki MÜREN var yanımda.  Uzattım ayağımı pencere pervazına güneş batıyor. Kızıl bir ışık yayılıyor yaprakların arasından gün akşama dönüyor. Bin km uzağım sana...  Sevgilim; şarkımızı dinledim. Güzel şarki seçmişsin, sen gibi güzel şiir.  Karşımda oturuyordun şarkımızı dinlerken.  Ve senin dediğin gibi, seni sevmek güzel bir şarkıyı baştan baştan dinlemek gibi,  ah bilsen nasıl seviyorum seni nasıl özlüyorum.  Saçak da titreyen serçenin ekmek kırıntısına kanat çırpması ve bir anne duası kadar içten sevdim seni. Velhasıl kuru bir sevgi bu, karşılıksız çıkarsız beklentisiz. Etrafın kuşatılmış kapında yatacak bir sürü insan varken, sana uçsuz bucaksız vaatler verenler varken, beni sevdin nasıl mutlu nasıl gururluyum bilsen. Tutamayacağı vaatler vererek bir kadını etkilemek, onun dünyasına girmek ona hayal kurdurmak parası onurundan çok ola

Hayatımızdaki Nesneler

Resim
Bir dosta yıl 2007 bahar ayı. Hayatımızda binlerce nesne olduğunu düşünüyorum. Her insanın, kendine özgü birtakım nesneleri olduğunu ve aradan yıllar geçse bile o nesnelerle anımsandığını farkettim… Hayatımıza sokulup kaybolmuş binlerce nesneyle yazılan bir hatıra defterinin ne kadar ilginç olabileceğini getirdim gözümün önüne… Ecevit’i güverciniyle, Erbakan’ı tesbihiyle, Demirel’i şapkasıyla hatırlamak gibi… Baharı tomurcuğa, yazı üzüm karasına, sonbaharı kuru dalları bastıkça kırılan Eylül’e, kışı boynundaki atkıya anlattırmak ne kadar keyifli olurdu kimbilir?… “Hayatnızdaki herkes için bir nesne seçin” deseler. Kimleri bir nesneyle hatırlardınız…? Kimleri kendi mahkemenizde çekerdiniz Filistin askısına?… Dönüp baktığımızda geçmişimize, hayatımızın bir görünüp kaybolmuş binlerce nesneyle örüldüğünü göreceksiniz… Baharın nesnesi hep tomurcuk oldu benim için ama artık bir demet papatyanın, bir kök sarıçiğdemin içine saklanmış sırlarım,hiç unutulmayacağım dostluklarım va

Tesadüfünü Sileyim Hayat

Resim
 Dikkat bu yazı ağız dolusu küfür içerebilir... Bugün bayramın beşinci günü, akşam serinliğine doğru arabayı yıkamaya götüreyim istedim. Malum çoluk çocukla yola gidince sıkıntı oluyor biraz kız batırdı arabayı dönüş yolunda hastalandık hava değişimi su değişimi çarptı çocuğu bulantı kusma yıkılıyor. Arabayı yıkamaya götürüyorum Beşevler de Mareşal Çakmak ta güzel bir yıkamacı var temiz yapıyor işini yıkanacak araba çöp olan herşey paspasların üstüne bıraktım. - Ne zaman biter soruma *bir saat sonra gel abi deyince taze çaylarından alıp benim mekanda yakın ya oraya gidem dedim parkta otururum. Belki kelimeler toplarsam birleştiri size bir yazı çıkarırım diye düşündüm. Elimde taze çay Mareşal Çakmaktan Akdeniz caddesine doğru ilerliyorum. Akşamları Trawesti dolar bu caddeye her boy bacak gösterisi olur bu kaldırımlarda uzun süre göz göze gelirseniz size teklifte de bulunurlar. Hemcinslerine karşı ilgisi olanlara duyrulur. :) Öğlen sıcağı yerini ikindi serinine bırakıyor güneş ısrar

İşler Tersine Dönünce

Resim
 Bu aralar stresliyim biraz sizlere de pek vakit ayıramıyorum. Özür dilerim. Şu itiraz işlemlerine devam ettim. Beklemedeyim. Bir de eşimin iş yeri değişikliği ile ilgili üç yıldır yaşadığımız bir sıkıntı vardı. İş yeri olduğu için müdahil olmak istemiyordum. Ancak ikinci çocuktan sonra mecburen dahil olup eşimin çalıştığı kurumdaki şube müdürüne arzu hal etmeye gittik. Aman ne göreyim; 55 yaşında, halden, hukuktan, anlamayan bencil bir kadın, bekar üstelik. Ne anne duygusundan anlar, ne annelik, ne de halden anlayacak bir tip değil. Her neyse durumumuzu etik bir dil ile izah etmeye çalıştık. Ancak duvara konuşsak daha iyiydi, en son çıkarken de söylediği söz ne devlet terbiyesine yakışır, ne bürokrasi diline, ben de hırs yaptım ve sinirlendim. Benim bu soruna bir şekilde çözüm üretmem gerekecek deyip çıktım. Bu sabahta kurumuna giderek aşağıdaki dilekçenin aynısının kişiye özel derecesi ile kurumun üst makamına ve etik kuruluna şikayetimi ilettim. Bakalım ne sonuç çıkacak yakında b

Eski Defterler

Resim
 Hayatın her köşesinde çıkar karşımıza, bazen küçük notlar, bazen umulmadık bir köşebaşında göz göze gelenler, bazen de arayıp bulamadıklarımız gibidir eski defterler. Çok eskiden okuduğunuz bir kitabın boş bir yerine yazılıp çıkan bir not hatırlatır size, bir zamanlar onun uğruna döktüğünüz gözyaşlarını, küçük bir tebessüm ile hatırlayıp kapatırsınız o eski kitabı, zaman silmiştir bütün gözyaşlarını. Karıştırdığınız bir sandukanın dibinden çıkagelir eski bir fotoğraf, zamanında aynı davanın yolcusu olan dostunuzun yüzüne nefretle bakarsınız. Sararmış bir karede, -iyi ki der, insan içinden. Bugün dava arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilenler... Benim geçmişimde küstüğüm dava arkadaşlarım olmadı, fotoğraflarımdan kesip attığım dostlarımda, ama bugün 16 senelik bir defteri kapattım. Cep numaramı değiştirdim. 16 senelik geçmişimi kimseye haber vermeden sildim. Hastane de çalıştığım dönemde tanıştığım insanlar, ek iş yaptığım dönem de dostluk kurduğum çevreler, köyden kentten

Her Şey Çok Güzel Olacak

Resim
 Son yazımı yazdığım günden beri itiraf etmek gerekirse pek yazacak mod da olmadığımdan ve bu aralar yine kafam meşgul olduğundan sizlere yeni içerikler yazamadım... İsterseniz size önce neden yazmadığımdan bahsedeyim. Malum için de bulunduğumuz şu günlerde siyaset ve ekonomi ruh halimizi berbat etmiş durumda, hatırlarsanız son beş yılın, her yılı en az iki seçimle geçirmekten midem bulanmıştı. Sosyal medya araçaları seçimden bahseder, tvler seçimden bahseder herkes bir seçim havasında gına gelmişti. Neyse ki; geçtiğimiz pazar bu stresler bitti. Nefret ve kutuplaştırıcı dil yerine sevginin hoşgörünün ve birleştirici gücün dili kazandı da hem toplum olarak umutlandık hem de geleceğe umutla bakmaya başladık. Düşünsenize ben 36 yaşındayım. Adamlar iktidara geldiğin de 19 yaşında, Antalya Belek'te Palmıc hotel de çalışıyordum. Ondokuz yaşında aslan gibi ortadaydım, geçen yıllarla birlikte umudumuzu, hayallerimizi, geleceğimizin garantisi elimizden alındı derken, umut yeniden doğdu.

Bu Milyonların Gerçek Hikayesi

Resim
Akdeniz caddesinin köşe başındaki Anıtparktayım. Hava biraz bozuk kapalı soğuk hafiften kar atıyor. Amfitiyatro tribünlerin üstünde en üst basamağında oturdum. Arkamda sıralı bir yeşil, önümde anfi tiyatro, Çankaya belediyesinin konserleri genelde burada oluyor. Efes özel seri aldım açtım. Güvercinler uçuşuyor etrafımda mevsim bahar ama hava sağlam soğuk. Ne zamandır yazamıyorum. Bu aralar hem işler yoğundu hem de yazacak fırsat bulamıyordum ve radikal bir karar almam gerekiyordu. Anonim olmalıydım yoksa kendimi herkes bilmeli miydi? İşte kırılma noktam oldu burası oldu ve anonim olmaya karar verdim. Benden başka bilen yok burada yazdığımı, böylesi çok rahatlatıyor beni kalemim özgür artık. Peki sormayacak mısınız bu soğukta bu parkta ne işim var. Merak eden olmuştur belki anlatayım size neden bu soğuğu burada yiyorum neden genelde tüm yazılarımı hep bu parkta yazıyorum… Yıl 2007 mart ayının başları. 12 sene önceydi yani oniki sene geçti yani, mart gecesi hava nasıl soğuk yerde kar

Baharda Köyde

Resim
Memleketteyim. Köyde. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyu

Uyanık Kütüphanesi

Resim
Sabah 9 buradayım. Bahçelideki uyanık kütüphanesinde çalışmam lazım, çalışıp fark atmalıyım. Ve bir gün kitabı yazıp bitirdiğimde blog abonelerime ücretsiz göndereceğim. İmzalı hediye paketi içinde ve ilk siz okuyacaksınız. Her zaman yazılarımı ilk sizin okuduğunuz gibi, ilk size yollayacağım kitabımı, öyle eli kalem tutan herkesin yazdığı kitaplar gibi değil her sayfasında farklı bir haleti ruhiyenizin olacağı güzel bir kitap olacak. Dan Brown kitabı okuyup elinde sözlükle gezen arkadaşım gibi karışık bir kitapta olamayacak. Kitabın içeriği belli, karakterleri belli ama karakterlere vereceğim isimler henüz belli değil: bu yüzden bir sorum olacak sizlere? bir kitap yazsanız ya da hayatınıza birini dahil etseniz, kadın ya da erkek farketmez, adı ne olsun isterdiniz. İşte bana bu gerekli isimler. Bu karakterlerin isimleri, yakıştırdığınız güzel isimler değişik anlamlı kulağa hoş gelecek şekilde bildiğiniz isimleri paylaşmanızı isteyeceğim amacım kitabı okurken sizinde katkınızın olduğ

Tüm Öğretmenlere

Resim
Siz hiç boş kaset doldurdunuz mu ? Tarihte yazdığınız bir not buldunuz mu ? Ya da bunu da saklayım ilerde lazım olur dediğiniz bir şey oldu mu Şimdi bir bant kaydı açın ve ona bir şeyler söyleyin. İyiden, güzelden, çirkinden, gelcekten, umuttan, hayallerden, güzel bir dünyadan bahsedin. Şimdi bu kaydı durdurun. Yeni bir kayıt başlatın. Buraya da; nefretini, öfkenizi, kininizi, sevgisizliğini, sevmediğinizi, kötülüğünüzü, kaydedin. Ve kaydı kapatın. Tozlu raflara kaldırın. Bu iki kayıtta iki ayrı öğrenciniz var... *** Onlar daha çocukken tanıdı sizi. Gözlerinde büyüttüler size özendiler. Kendi aralarında anlaşamadıklarında bile; "öğretmenimden iyi mi bileceksin o böyle dedi" ler. Sizi sevgiyle kucaklayıp gözlerinize bakarken onların yüreğine sevgi tohumları ektiniz. Boş bir tarlaya yeni umutlar serptiniz. Gelecek çabuk geldi o ektiğiniz boş tarla yeşerdi. Ne görüyorsunuz. ? Yemyeşil bir tarla, türlü renkli çiçekler yeşertmiş, çalısında kuşlar, çiçeğinde arılar b

Dost Pikniği

Resim
 İnsanın böyle uzun soluklu bir dostunun olması ne güzel değil mi ? Dert pınarlarınızı açtığınızda sizi empati ile dinleyen ve elini omzunda hissettiğin bir dostunun olması, hayal kırıklığında yaşayan insanlar için bulunmaz niğmettir. İşte benimde başkente yerleştiğimden beri eskiyen zamana inat, eskimeyen bir tek dostum var. En güzel anlarımı değilde en mutsuz olduğum anlarda kapısını çaldığım, en bitik anlarda omzuna yaslanıp teselliler aldığım bir dostum var. En güzeli de içimdeki her şeyi paylaştığım tek dostum. Bu hafta sonu onun misafiriydim. Cumartesi sabah nöbetten çıkınca onu alıp, onun memleketi Kızılcahamam'a gittim. Hikayesi acıklı dostumun. Annesi onkolojik bir hastalıktan vefat edince 17 yaşındaki kardeşi yokluğuna dayanamayıp intihar etti. Babası tekrar evlendi, dört erkek kardeşten 3 kardeş kaldılar. Derme çatma bir Baba evinde tek başına bir hayat mücadelesi veriyor. Çalıştığı hastanesindeki gece nöbetleri için üç günde bir Kızılcahamam dan Ankara ya ge

Benzer Yazılar

Yazar Tanıtım

Ağlıyorum

Truvalı Helen