Yayınlar

Her Şey Çok Güzel Olacak

Resim
 Son yazımı yazdığım günden beri itiraf etmek gerekirse pek yazacak mod da olmadığımdan ve bu aralar yine kafam meşgul olduğundan sizlere yeni içerikler yazamadım... İsterseniz size önce neden yazmadığımdan bahsedeyim. Malum için de bulunduğumuz şu günlerde siyaset ve ekonomi ruh halimizi berbat etmiş durumda, hatırlarsanız son beş yılın, her yılı en az iki seçimle geçirmekten midem bulanmıştı. Sosyal medya araçaları seçimden bahseder, tvler seçimden bahseder herkes bir seçim havasında gına gelmişti. Neyse ki; geçtiğimiz pazar bu stresler bitti. Nefret ve kutuplaştırıcı dil yerine sevginin hoşgörünün ve birleştirici gücün dili kazandı da hem toplum olarak umutlandık hem de geleceğe umutla bakmaya başladık. Düşünsenize ben 36 yaşındayım. Adamlar iktidara geldiğin de 19 yaşında, Antalya Belek'te Palmıc hotel de çalışıyordum. Ondokuz yaşında aslan gibi ortadaydım, geçen yıllarla birlikte umudumuzu, hayallerimizi, geleceğimizin garantisi elimizden alındı derken, umut yeniden doğdu.

Bu Milyonların Gerçek Hikayesi

Resim
Akdeniz caddesinin köşe başındaki Anıtparktayım. Hava biraz bozuk kapalı soğuk hafiften kar atıyor. Amfitiyatro tribünlerin üstünde en üst basamağında oturdum. Arkamda sıralı bir yeşil, önümde anfi tiyatro, Çankaya belediyesinin konserleri genelde burada oluyor. Efes özel seri aldım açtım. Güvercinler uçuşuyor etrafımda mevsim bahar ama hava sağlam soğuk. Ne zamandır yazamıyorum. Bu aralar hem işler yoğundu hem de yazacak fırsat bulamıyordum ve radikal bir karar almam gerekiyordu. Anonim olmalıydım yoksa kendimi herkes bilmeli miydi? İşte kırılma noktam oldu burası oldu ve anonim olmaya karar verdim. Benden başka bilen yok burada yazdığımı, böylesi çok rahatlatıyor beni kalemim özgür artık. Peki sormayacak mısınız bu soğukta bu parkta ne işim var. Merak eden olmuştur belki anlatayım size neden bu soğuğu burada yiyorum neden genelde tüm yazılarımı hep bu parkta yazıyorum… Yıl 2007 mart ayının başları. 12 sene önceydi yani oniki sene geçti yani, mart gecesi hava nasıl soğuk yerde kar

Baharda Köyde

Resim
Memleketteyim. Köyde. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyu

Uyanık Kütüphanesi

Resim
Sabah 9 buradayım. Bahçelideki uyanık kütüphanesinde çalışmam lazım, çalışıp fark atmalıyım. Ve bir gün kitabı yazıp bitirdiğimde blog abonelerime ücretsiz göndereceğim. İmzalı hediye paketi içinde ve ilk siz okuyacaksınız. Her zaman yazılarımı ilk sizin okuduğunuz gibi, ilk size yollayacağım kitabımı, öyle eli kalem tutan herkesin yazdığı kitaplar gibi değil her sayfasında farklı bir haleti ruhiyenizin olacağı güzel bir kitap olacak. Dan Brown kitabı okuyup elinde sözlükle gezen arkadaşım gibi karışık bir kitapta olamayacak. Kitabın içeriği belli, karakterleri belli ama karakterlere vereceğim isimler henüz belli değil: bu yüzden bir sorum olacak sizlere? bir kitap yazsanız ya da hayatınıza birini dahil etseniz, kadın ya da erkek farketmez, adı ne olsun isterdiniz. İşte bana bu gerekli isimler. Bu karakterlerin isimleri, yakıştırdığınız güzel isimler değişik anlamlı kulağa hoş gelecek şekilde bildiğiniz isimleri paylaşmanızı isteyeceğim amacım kitabı okurken sizinde katkınızın olduğ

Tüm Öğretmenlere

Resim
Siz hiç boş kaset doldurdunuz mu ? Tarihte yazdığınız bir not buldunuz mu ? Ya da bunu da saklayım ilerde lazım olur dediğiniz bir şey oldu mu Şimdi bir bant kaydı açın ve ona bir şeyler söyleyin. İyiden, güzelden, çirkinden, gelcekten, umuttan, hayallerden, güzel bir dünyadan bahsedin. Şimdi bu kaydı durdurun. Yeni bir kayıt başlatın. Buraya da; nefretini, öfkenizi, kininizi, sevgisizliğini, sevmediğinizi, kötülüğünüzü, kaydedin. Ve kaydı kapatın. Tozlu raflara kaldırın. Bu iki kayıtta iki ayrı öğrenciniz var... *** Onlar daha çocukken tanıdı sizi. Gözlerinde büyüttüler size özendiler. Kendi aralarında anlaşamadıklarında bile; "öğretmenimden iyi mi bileceksin o böyle dedi" ler. Sizi sevgiyle kucaklayıp gözlerinize bakarken onların yüreğine sevgi tohumları ektiniz. Boş bir tarlaya yeni umutlar serptiniz. Gelecek çabuk geldi o ektiğiniz boş tarla yeşerdi. Ne görüyorsunuz. ? Yemyeşil bir tarla, türlü renkli çiçekler yeşertmiş, çalısında kuşlar, çiçeğinde arılar b

Dost Pikniği

Resim
 İnsanın böyle uzun soluklu bir dostunun olması ne güzel değil mi ? Dert pınarlarınızı açtığınızda sizi empati ile dinleyen ve elini omzunda hissettiğin bir dostunun olması, hayal kırıklığında yaşayan insanlar için bulunmaz niğmettir. İşte benimde başkente yerleştiğimden beri eskiyen zamana inat, eskimeyen bir tek dostum var. En güzel anlarımı değilde en mutsuz olduğum anlarda kapısını çaldığım, en bitik anlarda omzuna yaslanıp teselliler aldığım bir dostum var. En güzeli de içimdeki her şeyi paylaştığım tek dostum. Bu hafta sonu onun misafiriydim. Cumartesi sabah nöbetten çıkınca onu alıp, onun memleketi Kızılcahamam'a gittim. Hikayesi acıklı dostumun. Annesi onkolojik bir hastalıktan vefat edince 17 yaşındaki kardeşi yokluğuna dayanamayıp intihar etti. Babası tekrar evlendi, dört erkek kardeşten 3 kardeş kaldılar. Derme çatma bir Baba evinde tek başına bir hayat mücadelesi veriyor. Çalıştığı hastanesindeki gece nöbetleri için üç günde bir Kızılcahamam dan Ankara ya ge

Sev Kardeşim

Resim
 Başkent bugün Atilla İlhan’ın şiirlerindeki gibi, o kadar güzel, sessiz ve bomboş her yer, hangi parka çıksam tepemde yazdan bi ışıltı, ılık esen rüzgar okşuyor ruhumdaki yalnızlığı, çok sonra anladım bibaşınalık bazen o kadar güzel ki, üç tane park gezdim bugün üçü de çok güzeldi... Önce en çok sevdiğime gittim. Kimsecikler yok. Kocaman bir parkta yalnızım, etrafta değişik kuş sesleri, arada bir geçen araçların  lastik uğultusu ve havuzun direklerinden gelen su sesinden başka hiç birses yok. Sanki bi dağ başında bir orman kulübesindeyim. Ilık rüzgar nahoş eyliyor ruhumu koskoca şehir terkedilmiş sanki... Ilık esen rüzgar geçmişten bir anıyı çekip getiriyor hafızamın en dipteki tozlu raflarından... Eylül ayında böyle bir havaydı, Belek’te papillon otelin yanındaki ormanlık arazi de öptümdü Kastamonu’lu Rezzan’ı. Eğilmiş kocaman bir sarıçam ağacının dibi yeşil gölgesinde denizi seyrederdik. Yeşil bir ormanın içinden denize bakan yamaçları severdi. Sanki cennetten bir yerdi. N

Günaydın Mesajı

Resim
 Günaydın, adını bilmediğim insanlar, günaydın memleketin dört bir köşesinden tesadüf eseri blogumla tanışıp aynı dili konuşabildiğimiz yüreği temiz insanlar, günaydın adını bilmediğim gibi, cinsiyetini de bilmediğim ayırt bile etmeden hepinize ayrı ayrı sarılmak istediğim bayanlar-baylar... Ulaşabildiğim herkese gönderiyorum bir günaydın mesajı. Günaydın, sabah mesaisine giderken radyodaki şarkının ardından çıkan reklamları dinlemek istemeyenler. Günaydın, radyo kanalını değiştirme tembelliği yüzünden dakikalarca reklam dinleyenler. Günaydın, radyoyu açtığında en çok sevdiği şarkının çalmaya başladığını duyunca içine değişik mutluluklar dolduranlar. Günaydın, tam durağa geldiği an da otobüsün gelmesiyle, sanki kendi aracına binip yoluna devam ediyormuş gibi değişik mutluluklar yaşayanlar. Günaydın, yalnız çıkılan bir seyahatte direksiyon başında bin türlü hayaller kurarak önüne bakanlar. Günaydın, dorsesine yüklediği malı kaptan köşkünde türküler söyleyerek bir tırın üzer

Kafam Artık Rahat

Resim
 Uzun zamandır yazamıyorum kızmayın lütfen bana. Yazmaktan ziyade siteye girme vakiti de bulamıyordum. Çoğu yorumlarınızı, maillerinizi yeni gördüm. Hem kafam dolu, hem zamanım doluydu. Zaman bulsam kafamı boşaltamıyor, kafamı boşaltsam içtenlikle yazacak zamanı bulamıyordum. Tüm takipçilerime özellikle site üzerinden form doldurarak; "hadi yaz artık" diyerek iletişim mali gönderen ve hiç tanımadığım okur severlerim, arkadaşlarım hepinizden özür dilerim. Lütfen beni affedin... Bu gün kafam rahat kurtuluş parkında kızım parkta oynarken oturduğum bi söğüt gölgesinde, çayımı yudumlarken, söğütten klavyeme dökülen yaprakları üfleyerek temizleyor göz ucuyla kızımı takip ederek yazıyorum. Rüzgarın etkisiyle savrulan yaprakların arasından güneş ikindi vaktine hazırlanıyor öğlen sıcağı yerini akşamın ılık rüzgarına bırakıyor. Ve iki yıl aradan sonra kafam rahat bir şekilde sizlere yazıyorum... İlk olarak sizlere neden yazamadığımı kafamın neden dolu olduğundan bahsedeyim. Uzun z

Bir Özeleştiri

Resim
 Yıllar ne çabuk geçiyor değil mi ? mahalle de topu olan çocuğun santrafor oynadığı günler bitti. Düştüğümüzde dizimize üfleyen o müşfik nefesin sahipleri, kimi yaşlandı, kimi erkenden sınırı olmayan zamana doğru gitti... Bunca zaman geçti. Hiç oturup vicdanınız ile konuştunuz mu. ?  Ya da çekilip sessiz bir köşeye hayat muhasebesine oturdunuz mu ? Hiç kendi vicdan mahkemeniz de kendinizi yargılayıp ceza aldınız mı ?  Ya da "evet beraat ettim" gururluyum dediniz mi ? Ya da ne bileyim. Bir gece başınızı yastığa koyduğunuzda içinize ağladınız mı ? Gecenin ikisi saat, salonda pencere kenarındayım. Yeni bir klima taktırdım eve, artık sıcak havalarda salonda oturabiliyorum. Tek sorun leptopun fanından gelen sıcağın çıplak tenimi yakması dışında bir şikayetim yok. Bakın, bunda bile kendimi huzursuz edecek bahaneler bulabiliyorum.  Oysa şuan benim sahip olduğum konfora sahip olmak için gecesini gündüzüne katsa dahi ulaşamayacak, daha kötüsü oturacak bir minderi olmad

Bir Dağ Yolculuğu

Resim
Bu topraklarda doğanlar bilir, Yayla dayım. Yiğidin harman olduğu yer deyip beylik laflar etmeyeceğim. Kurdun kuzu ile koyun koyuna yattığı yerdeyim. Yüzüme kırbaç gibi vuran bir ayazda çıktım yola yürüdükçe ısınabiliyorum. Sadece çocukluğu bu dağlarda geçenler bilir yazıda size yabancı gelen dağ isimlerini. Sobayı çattım oturuyorum yaylada sobanın başında. Hiç dikiz aynasına bakmadan başkentten çıkıp geldim. Aklı olanın çıkmadığı bir yolda buz gibi havayı yarıp, şakağına gelir gibi yaklaşıp arabanın altından beyaz bir ok gibi geçen kesik kesik yol çizgilerini izleyerek çıktım şehirden. Önce trafik lambalarının bilindik renklerinde durdum. Sonra elmadağın tehlikeli yollarından geçtim. Çorum’a varıp Osmancık istikametine dönünce, yılan gibi kıvrılan tek şeritli yollarda bir tırın peşine takılıp yavaşça çıktım gölyazıya, ordan kırkdilimin ürkütücü kayalıklarından sessizce kayıp indim memlekete… Benim birader avcıdır. Ben dağcıyım. Köyde var aynı kafada birkaç kişi sabahın ayazında top

Eski Aşkları Özlemediniz mi ?

Resim
Neyi arıyorsan sen o´sun der Mevlana zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksın der. Aşk zulmederek yaşatmamış mıydı aşkın kendisini. Hitler de Darwin'in evrim teorisine inanıp evrimin gelişmesine engel oluyor diyerek iki binden fazla sakat, özürlü insanı katlettirmemiş miydi. Bundan daha büyük zalimlik olabilir miydi. Bir insanın yaşama hakkı elinden alınarak sorgulamadan, yargılamadan bulaşıcı hastalık taşıyan hayvanlar gibi toplu itlaf edilmesinden daha büyük zalimlik olabilir miydi ve o öldürdüğü insanlardan birinin kız kardeşine aşık olup acı çekmiş Hitlerin Kadınları diye kitaplar çıkmış ve aşk kendini zalime de kanıtlamıştı. Zulümden kaçıyor, birbirinden korkuyor insanlar şimdi, şimdi aşık olmak büyük zulüm oldu. Ucuz sevgiler gibi ucuz laflarda türemeye başladı. "ilk görüşte aşka inanıyor musunuz ? yoksa dışarı çıkıp tekrar mı gireyim" gibi… Çöpçüler artık boş içki şişelerinin içinde başlayıp dibini bulmadan biten şehvetli aşkları ve bu aşka tek şahit ol

Evrene Bir Mesaj

Resim
Bir dönem kişisel gelişim kitaplarının çok satmasına ya da inancı olmayan gavurların ettiği duaya denirdi. Bu slogan tutmuş olmalı ki evrene mesaj gönderenlerin çoğu cevabını aldığını iddia etmişti. Sonra meslek dalına girsin girmesin sonu "log" ile biten bütün meslek dalları bu sloganı benimsemiş olmalı ki hepsi hakkında bir yorum yapmıştır. Sonra duruma felsefeciler el attı. Oldurmanın 7 yasasını çıkardılar. Yogo denen bir sistem ile evrene mesaj göndermek isteyen herkesin ilgisini çekip kupayı kaptılar... Ben de bir mesaj vermek istiyorum Evrene; Kapatıyorum gözlerimi, Böyle yavaşça salıp tüm kaslarımı gevşetiyorum kendimi. Dört tarafı denizlerle çevirili, Leylek başını andıran bir adaya gidiyorum. Dört mevsimi aynı bir adanın karpazında, serin bir ağaç gölgesinde bağdaş kurup çöküyorum. Avuçlarımı sivri bir ok gibi doksan derece bir açı ile omuz hizama dikip derin bir nefes çekiyorum. Zihnimi tüm telaşlarımdan arındırp altın sarısı bir kumsalın yeşil ile birleştiği

Aşkın Baharı

Resim
 Şehrin her köşesine dağılan bahar, yeni çıkacak bir savaşa hazırlanan zayıf bir ordunun kaybetme korkusuna benzeyen bir korkuyla okşuyordu ruhundaki isyanı. Sabahın erken saatinde işe gitmek için evden çıkarken aynı korku vardı içinde, her sabahkinden biraz daha aceleci çıkmıştı evden, servisin saatine dakikalar kalmıştı. Kapıyı kilitleyip telaşla çıkarken kolundaki boşluğu hissedince çok sevdiği demir kordonlu saatini takmayı unuttuğunu farketti. Hızlı adımlarla merdivenleri inip sitenin bahçesinden çıktığında servis gelmişti... Melina, yol boyu aynı düşünceleri çevirip durdu kafasında, başını cama yaslamış sağından geçen araçları izleyerek ilerlerken ellerini göğsünde birleştirmiş sabah mahmurluğu ile başını yasladığı cam yüzünü titreterek uykuya dalmıştı... * Ayazlı bir gece de hiç tanımadığı bir adamın ona söylediği söz aklına takılmış ve o geceden sonra umut etmeye başlamıştı. Baharda gelecekti, umut aşkın ekmeğiydi. Şubat, o ayazlı geceden sonra hep umud etmişti. Her gün

Temizlik Kolu Başkanı

Resim
İlkokul dördüncü sınıfa kadar köy de okudum. İlkokul ikinci sınıfta temizlik kolu başkanıydım… Annem her pazartesi arkadan ilikli siyah önlüğümün yaka cebine, köşeleri gri ve mavi çizgili beyaz mendil koyardı. Pastırma yazı bitip kış basınca burnum çok akar ve her defasında, sağ ve sol kolumun dirsek hizasından bileklerime kadar burnumu çekerek silerdim.Siyah önlüğümün üstünde sümük kuruyup güneş vurunca yakamoz gibi parlardı… Sonra her sabah öğretmen sınıfa girmeden önce kızlar başlarını kollarının arasında masaya koyar, örgülü saçlarını tutan beyaz lastiği ahşap kalemle çektirerek fırlatıp saçlarını iyice dolaştırarak bit, tırnak ve el yüz kontrolü yapardım. Öğretmen sınıfa girdiğinde kızların hepsi tülü başlı bir şekilde ilk derse başlardı. Daha sonra bütün kızlar toplanıp beni şikayet ettiler ve temizlik kolu başkanlığım bir muhtıra ile elimden alınarak istifa etmeye mecbur bırakıldım… Ancak üçüncü sınıfa, sınıf başkanı olarak başladığımda yine kontrol bendeydi. Şimdi o yıllar

Benzer Yazılar

Niye Yaşıyoruz ?

Sarı Yaz

Beyazdan Griye