Yayınlar

Baharda Köyde

Resim
Memleketteyim. Köyde. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyuy…

Uyanık Kütüphanesi

Resim
Sabah 9 buradayım. Bahçelideki uyanık kütüphanesinde çalışmam lazım, çalışıp fark atmalıyım. Ve bir gün kitabı yazıp bitirdiğimde blog abonelerime ücretsiz göndereceğim. İmzalı hediye paketi içinde ve ilk siz okuyacaksınız. Her zaman yazılarımı ilk sizin okuduğunuz gibi, ilk size yollayacağım kitabımı, öyle eli kalem tutan herkesin yazdığı kitaplar gibi değil her sayfasında farklı bir haleti ruhiyenizin olacağı güzel bir kitap olacak. Dan Brown kitabı okuyup elinde sözlükle gezen arkadaşım gibi karışık bir kitapta olamayacak. Kitabın içeriği belli, karakterleri belli ama karakterlere vereceğim isimler henüz belli değil: bu yüzden bir sorum olacak sizlere? bir kitap yazsanız ya da hayatınıza birini dahil etseniz, kadın ya da erkek farketmez, adı ne olsun isterdiniz. İşte bana bu gerekli isimler. Bu karakterlerin isimleri, yakıştırdığınız güzel isimler değişik anlamlı kulağa hoş gelecek şekilde bildiğiniz isimleri paylaşmanızı isteyeceğim amacım kitabı okurken sizinde katkınızın olduğu…

Tüm Öğretmenlere

Resim
Siz hiç boş kaset doldurdunuz mu ?
Tarihte yazdığınız bir not buldunuz mu ?
Ya da bunu da saklayım ilerde lazım olur dediğiniz bir şey oldu mu
Şimdi bir bant kaydı açın ve ona bir şeyler söyleyin.
İyiden, güzelden, çirkinden, gelcekten, umuttan, hayallerden, güzel bir dünyadan bahsedin.
Şimdi bu kaydı durdurun.
Yeni bir kayıt başlatın.
Buraya da; nefretini, öfkenizi, kininizi, sevgisizliğini, sevmediğinizi, kötülüğünüzü, kaydedin.
Ve kaydı kapatın. Tozlu raflara kaldırın.
Bu iki kayıtta iki ayrı öğrenciniz var...

***

Onlar daha çocukken tanıdı sizi. Gözlerinde büyüttüler size özendiler. Kendi aralarında anlaşamadıklarında bile; "öğretmenimden iyi mi bileceksin o böyle dedi" ler. Sizi sevgiyle kucaklayıp gözlerinize bakarken onların yüreğine sevgi tohumları ektiniz. Boş bir tarlaya yeni umutlar serptiniz.
Gelecek çabuk geldi o ektiğiniz boş tarla yeşerdi. Ne görüyorsunuz. ? Yemyeşil bir tarla, türlü renkli çiçekler yeşertmiş, çalısında kuşlar, çiçeğinde arılar beslenmiş,…

Dost Pikniği

Resim
İnsanın böyle uzun soluklu bir dostunun olması ne güzel değil mi ?
Dert pınarlarınızı açtığınızda sizi empati ile dinleyen ve elini omzunda hissettiğin bir dostunun olması, hayal kırıklığında yaşayan insanlar için bulunmaz niğmettir.
İşte benimde başkente yerleştiğimden beri eskiyen zamana inat, eskimeyen bir tek dostum var.
En güzel anlarımı değilde en mutsuz olduğum anlarda kapısını çaldığım, en bitik anlarda omzuna yaslanıp teselliler aldığım bir dostum var.
En güzeli de içimdeki her şeyi paylaştığım tek dostum.
Bu hafta sonu onun misafiriydim.
Cumartesi sabah nöbetten çıkınca onu alıp, onun memleketi Kızılcahamam'a gittim.
Hikayesi acıklı dostumun. Annesi onkolojik bir hastalıktan vefat edince 17 yaşındaki kardeşi yokluğuna dayanamayıp intihar etti. Babası tekrar evlendi, dört erkek kardeşten 3 kardeş kaldılar. Derme çatma bir Baba evinde tek başına bir hayat mücadelesi veriyor.
Çalıştığı hastanesindeki gece nöbetleri için üç günde bir Kızılcahamam dan Ankara ya geliyor.  Be…

Sev Kardeşim

Resim
Başkent bugün Atilla İlhan’ın şiirlerindeki gibi, o kadar güzel, sessiz ve bomboş her yer, hangi parka çıksam tepemde yazdan bi ışıltı, ılık esen rüzgar okşuyor ruhumdaki yalnızlığı, çok sonra anladım bibaşınalık bazen o kadar güzel ki, üç tane park gezdim bugün üçü de çok güzeldi...
Önce en çok sevdiğime gittim. Kimsecikler yok. Kocaman bir parkta yalnızım, etrafta değişik kuş sesleri, arada bir geçen araçların  lastik uğultusu ve havuzun direklerinden gelen su sesinden başka hiç birses yok. Sanki bi dağ başında bir orman kulübesindeyim. Ilık rüzgar nahoş eyliyor ruhumu koskoca şehir terkedilmiş sanki...
Ilık esen rüzgar geçmişten bir anıyı çekip getiriyor hafızamın en dipteki tozlu raflarından...

Eylül ayında böyle bir havaydı, Belek’te papillon otelin yanındaki ormanlık arazi de öptümdü Kastamonu’lu Rezzan’ı. Eğilmiş kocaman bir sarıçam ağacının dibi yeşil gölgesinde denizi seyrederdik. Yeşil bir ormanın içinden denize bakan yamaçları severdi. Sanki cennetten bir yerdi.
Ne zaman …

Günaydın Mesajı

Resim
Günaydın, adını bilmediğim insanlar, günaydın memleketin dört bir köşesinden tesadüf eseri blogumla tanışıp aynı dili konuşabildiğimiz yüreği temiz insanlar, günaydın adını bilmediğim gibi, cinsiyetini de bilmediğim ayırt bile etmeden hepinize ayrı ayrı sarılmak istediğim bayanlar-baylar...
Ulaşabildiğim herkese gönderiyorum bir günaydın mesajı.

Günaydın, sabah mesaisine giderken radyodaki şarkının ardından çıkan reklamları dinlemek istemeyenler.
Günaydın, radyo kanalını değiştirme tembelliği yüzünden dakikalarca reklam dinleyenler.
Günaydın, radyoyu açtığında en çok sevdiği şarkının çalmaya başladığını duyunca içine değişik mutluluklar dolduranlar.
Günaydın, tam durağa geldiği an da otobüsün gelmesiyle, sanki kendi aracına binip yoluna devam ediyormuş gibi değişik mutluluklar yaşayanlar.
Günaydın, yalnız çıkılan bir seyahatte direksiyon başında bin türlü hayaller kurarak önüne bakanlar.
Günaydın, dorsesine yüklediği malı kaptan köşkünde türküler söyleyerek bir tırın üzerinde, uzun …

Kafam Artık Rahat

Resim
Uzun zamandır yazamıyorum kızmayın lütfen bana. Yazmaktan ziyade siteye girme vakiti de bulamıyordum. Çoğu yorumlarınızı, maillerinizi yeni gördüm. Hem kafam dolu, hem zamanım doluydu. Zaman bulsam kafamı boşaltamıyor, kafamı boşaltsam içtenlikle yazacak zamanı bulamıyordum. Tüm takipçilerime özellikle site üzerinden form doldurarak; "hadi yaz artık" diyerek iletişim mali gönderen ve hiç tanımadığım okur severlerim, arkadaşlarım hepinizden özür dilerim. Lütfen beni affedin...
Bu gün kafam rahat kurtuluş parkında kızım parkta oynarken oturduğum bi söğüt gölgesinde, çayımı yudumlarken, söğütten klavyeme dökülen yaprakları üfleyerek temizleyor göz ucuyla kızımı takip ederek yazıyorum. Rüzgarın etkisiyle savrulan yaprakların arasından güneş ikindi vaktine hazırlanıyor öğlen sıcağı yerini akşamın ılık rüzgarına bırakıyor. Ve iki yıl aradan sonra kafam rahat bir şekilde sizlere yazıyorum...

İlk olarak sizlere neden yazamadığımı kafamın neden dolu olduğundan bahsedeyim. Uzun zaman…

Bir Özeleştiri

Resim
Yıllar ne çabuk geçiyor değil mi ? mahalle de topu olan çocuğun santrafor oynadığı günler bitti. Düştüğümüzde dizimize üfleyen o müşfik nefesin sahipleri, kimi yaşlandı, kimi erkenden sınırı olmayan zamana doğru gitti...
Bunca zaman geçti.
Hiç oturup vicdanınız ile konuştunuz mu. ?  Ya da çekilip sessiz bir köşeye hayat muhasebesine oturdunuz mu ?
Hiç kendi vicdan mahkemeniz de kendinizi yargılayıp ceza aldınız mı ?  Ya da "evet beraat ettim" gururluyum dediniz mi ?
Ya da ne bileyim. Bir gece başınızı yastığa koyduğunuzda içinize ağladınız mı ?

Gecenin ikisi saat, salonda pencere kenarındayım. Yeni bir klima taktırdım eve, artık sıcak havalarda salonda oturabiliyorum. Tek sorun leptopun fanından gelen sıcağın çıplak tenimi yakması dışında bir şikayetim yok. Bakın, bunda bile kendimi huzursuz edecek bahaneler bulabiliyorum.  Oysa şuan benim sahip olduğum konfora sahip olmak için gecesini gündüzüne katsa dahi ulaşamayacak, daha kötüsü oturacak bir minderi olmadığı için bir k…

Bir Dağ Yolculuğu

Resim
Bu topraklarda doğanlar bilir, Yayla
dayım. Yiğidin harman olduğu yer deyip beylik laflar etmeyeceğim. Kurdun kuzu ile koyun koyuna yattığı yerdeyim.
Yüzüme kırbaç gibi vuran bir ayazda çıktım yola yürüdükçe ısınabiliyorum. Sadece çocukluğu bu dağlarda geçenler bilir yazıda size yabancı gelen dağ isimlerini.
Sobayı çattım oturuyorum yaylada sobanın başında. Hiç dikiz aynasına bakmadan başkentten çıkıp geldim. Aklı olanın çıkmadığı bir yolda buz gibi havayı yarıp, şakağına gelir gibi yaklaşıp arabanın altından beyaz bir ok gibi geçen kesik kesik yol çizgilerini izleyerek çıktım şehirden. Önce trafik lambalarının bilindik renklerinde durdum. Sonra elmadağın tehlikeli yollarından geçtim. Çorum’a varıp Osmancık istikametine dönünce, yılan gibi kıvrılan tek şeritli yollarda bir tırın peşine takılıp yavaşça çıktım gölyazıya, ordan kırkdilimin ürkütücü kayalıklarından sessizce kayıp indim memlekete…
Benim birader avcıdır. Ben dağcıyım. Köyde var aynı kafada birkaç kişi sabahın ayazında toplan…

Eski Aşkları Özlemediniz mi ?

Resim
Neyi arıyorsan sen o´sun der Mevlana zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksın der.
Aşk zulmederek yaşatmamış mıydı aşkın kendisini.
Hitler de Darwin'in evrim teorisine inanıp evrimin gelişmesine engel oluyor diyerek iki binden fazla sakat, özürlü insanı katlettirmemiş miydi.
Bundan daha büyük zalimlik olabilir miydi. Bir insanın yaşama hakkı elinden alınarak sorgulamadan, yargılamadan bulaşıcı hastalık taşıyan hayvanlar gibi toplu itlaf edilmesinden daha büyük zalimlik olabilir miydi ve o öldürdüğü insanlardan birinin kız kardeşine aşık olup acı çekmiş Hitlerin Kadınları diye kitaplar çıkmış ve aşk kendini zalime de kanıtlamıştı.
Zulümden kaçıyor, birbirinden korkuyor insanlar şimdi, şimdi aşık olmak büyük zulüm oldu.
Ucuz sevgiler gibi ucuz laflarda türemeye başladı.
"ilk görüşte aşka inanıyor musunuz ? yoksa dışarı çıkıp tekrar mı gireyim" gibi…
Çöpçüler artık boş içki şişelerinin içinde başlayıp dibini bulmadan biten şehvetli aşkları ve bu aşka tek şahit olan kaldı…

Evrene Bir Mesaj

Resim
Bir dönem kişisel gelişim kitaplarının çok satmasına ya da inancı olmayan gavurların ettiği duaya denirdi. Bu slogan tutmuş olmalı ki evrene mesaj gönderenlerin çoğu cevabını aldığını iddia etmişti. Sonra meslek dalına girsin girmesin sonu "log" ile biten bütün meslek dalları bu sloganı benimsemiş olmalı ki hepsi hakkında bir yorum yapmıştır. Sonra duruma felsefeciler el attı. Oldurmanın 7 yasasını çıkardılar. Yogo denen bir sistem ile evrene mesaj göndermek isteyen herkesin ilgisini çekip kupayı kaptılar...

Ben de bir mesaj vermek istiyorum Evrene;

Kapatıyorum gözlerimi, Böyle yavaşça salıp tüm kaslarımı gevşetiyorum kendimi. Dört tarafı denizlerle çevirili, Leylek başını andıran bir adaya gidiyorum. Dört mevsimi aynı bir adanın karpazında, serin bir ağaç gölgesinde bağdaş kurup çöküyorum. Avuçlarımı sivri bir ok gibi doksan derece bir açı ile omuz hizama dikip derin bir nefes çekiyorum. Zihnimi tüm telaşlarımdan arındırp altın sarısı bir kumsalın yeşil ile birleştiği el de…

Aşkın Baharı

Resim
Şehrin her köşesine dağılan bahar, yeni çıkacak bir savaşa hazırlanan zayıf bir ordunun kaybetme korkusuna benzeyen bir korkuyla okşuyordu ruhundaki isyanı. Sabahın erken saatinde işe gitmek için evden çıkarken aynı korku vardı içinde, her sabahkinden biraz daha aceleci çıkmıştı evden, servisin saatine dakikalar kalmıştı. Kapıyı kilitleyip telaşla çıkarken kolundaki boşluğu hissedince çok sevdiği demir kordonlu saatini takmayı unuttuğunu farketti. Hızlı adımlarla merdivenleri inip sitenin bahçesinden çıktığında servis gelmişti...
Melina, yol boyu aynı düşünceleri çevirip durdu kafasında, başını cama yaslamış sağından geçen araçları izleyerek ilerlerken ellerini göğsünde birleştirmiş sabah mahmurluğu ile başını yasladığı cam yüzünü titreterek uykuya dalmıştı...
*

Ayazlı bir gece de hiç tanımadığı bir adamın ona söylediği söz aklına takılmış ve o geceden sonra umut etmeye başlamıştı. Baharda gelecekti, umut aşkın ekmeğiydi. Şubat, o ayazlı geceden sonra hep umud etmişti. Her gün aynı …

Temizlik Kolu Başkanı

Resim
İlkokul dördüncü sınıfa kadar köy de okudum. İlkokul ikinci sınıfta temizlik kolu başkanıydım…
Annem her pazartesi arkadan ilikli siyah önlüğümün yaka cebine, köşeleri gri ve mavi çizgili beyaz mendil koyardı. Pastırma yazı bitip kış basınca burnum çok akar ve her defasında, sağ ve sol kolumun dirsek hizasından bileklerime kadar burnumu çekerek silerdim.Siyah önlüğümün üstünde sümük kuruyup güneş vurunca yakamoz gibi parlardı…
Sonra her sabah öğretmen sınıfa girmeden önce kızlar başlarını kollarının arasında masaya koyar, örgülü saçlarını tutan beyaz lastiği ahşap kalemle çektirerek fırlatıp saçlarını iyice dolaştırarak bit, tırnak ve el yüz kontrolü yapardım.
Öğretmen sınıfa girdiğinde kızların hepsi tülü başlı bir şekilde ilk derse başlardı.
Daha sonra bütün kızlar toplanıp beni şikayet ettiler ve temizlik kolu başkanlığım bir muhtıra ile elimden alınarak istifa etmeye mecbur bırakıldım…
Ancak üçüncü sınıfa, sınıf başkanı olarak başladığımda yine kontrol bendeydi.
Şimdi o yıllar yüzyıll…

Küçük Tecrübeler Selfie Kazası

Resim
Ne garip değil mi, hangi akıl yaptırır insana bunu, yapılan istatistiklere göre her yıl selfie kazası ile ölen insanların sayısı en az 20 ye ulaşmış, yani sırf değişik bir fotoğraf çekineyim derken başımıza gelebilecek bir kaza.  Siz yine de selfie çekinirken bastığınız yere dikkat edin, daha iyi, daha çekici bir fotoğraf çekineyim derken ölümün kucağına çekilmeyin.  Bu videoda burada tecrübeli bilgiler etiketimde bulunsun, bazen büyük bir acıyla küçük bir tecrübeyi, bazen küçük bir acıyla büyük bir tecrübeyi satın alırsınız.  Tıpkı benim evimi satın alırken kaybettiğim küçük bir parayla aldığım büyük bir tecrübeyi  ya da kızıma balon şişirirken yaşadığım büyük acı ile edindiğim küçük bir tecrübeyi edinirsiniz. Neymiş, evi kesin alıyorum demeden satış sözleşmesi imzalamayın, balon şişirirken gözlerinizi sımsıkı kapatın. Görüşürüz. :)



Nereden Yazdım: Ofisteki masamda mesainin son 40 dakikasında bu vidoya denk gelince yazdım. Kahverengi masamda günün son çayını içerken yazdım.




Noluyor Memlekete

Resim
Ben siyaseti pek sevmem kendi halimde Twitter’dan takip ederim gündemi işinde gücünde biriyim. Pek karışmam etliye sütlüye “memleketi sen mi kurtaracan be Selo” mantığı işime geliyor. Ancak son zamanlarda yaşananlar, “taş olsa çatlardı be” dedirten türden ben de yine kendimce bir şeyler söylemek istedim.
Çünkü olanlar susulacak kadar kolay değil en azından empati kurabilenlerdenim.
Son zamanlarda gelişen olaylara tamamen objektif bir bakış sergilemek istedim...
Önce güzel şeylerden başlamayı isterdim üzülerek söylüyorum ki hiç güzel bir şey yok.
Önce en acısından başlayacağım yüreğimizi dağlayan acıdan.
23 Nisan günü Küçükçekmece’de 5 yaşında bir kız çocuğu kandırılarak tecavüze uğradı, Küçükçekmece halkı ayaklandı medyanın umrunda bile değil, Allahtaon sosyal medya varda bişeylerden haberiniz oluyor.
Hadi medyayı geçte toplumun Ahlaki çöküşüne ne demeli, Tarihimiz boyunca bu kadar ahlaksızlaştık mı ? Dinimiz var diye ahlaka hiç ihtiyacımız yok mu ? Şu an Hindistan’dan ne farkımız…

Benzer Yazılar

Tesadüfünü Sileyim Hayat

Pazar Pikniği

Uzakları Sevmek