Yayınlar

Sev Kardeşim

Resim
 Başkent bugün Atilla İlhan’ın şiirlerindeki gibi, o kadar güzel, sessiz ve bomboş her yer, hangi parka çıksam tepemde yazdan bi ışıltı, ılık esen rüzgar okşuyor ruhumdaki yalnızlığı, çok sonra anladım bibaşınalık bazen o kadar güzel ki, üç tane park gezdim bugün üçü de çok güzeldi... Önce en çok sevdiğime gittim. Kimsecikler yok. Kocaman bir parkta yalnızım, etrafta değişik kuş sesleri, arada bir geçen araçların  lastik uğultusu ve havuzun direklerinden gelen su sesinden başka hiç birses yok. Sanki bi dağ başında bir orman kulübesindeyim. Ilık rüzgar nahoş eyliyor ruhumu koskoca şehir terkedilmiş sanki... Ilık esen rüzgar geçmişten bir anıyı çekip getiriyor hafızamın en dipteki tozlu raflarından... Eylül ayında böyle bir havaydı, Belek’te papillon otelin yanındaki ormanlık arazi de öptümdü Kastamonu’lu Rezzan’ı. Eğilmiş kocaman bir sarıçam ağacının dibi yeşil gölgesinde denizi seyrederdik. Yeşil bir ormanın içinden denize bakan yamaçları severdi. Sanki cennetten bir yerdi. N

Günaydın Mesajı

Resim
 Günaydın, adını bilmediğim insanlar, günaydın memleketin dört bir köşesinden tesadüf eseri blogumla tanışıp aynı dili konuşabildiğimiz yüreği temiz insanlar, günaydın adını bilmediğim gibi, cinsiyetini de bilmediğim ayırt bile etmeden hepinize ayrı ayrı sarılmak istediğim bayanlar-baylar... Ulaşabildiğim herkese gönderiyorum bir günaydın mesajı. Günaydın, sabah mesaisine giderken radyodaki şarkının ardından çıkan reklamları dinlemek istemeyenler. Günaydın, radyo kanalını değiştirme tembelliği yüzünden dakikalarca reklam dinleyenler. Günaydın, radyoyu açtığında en çok sevdiği şarkının çalmaya başladığını duyunca içine değişik mutluluklar dolduranlar. Günaydın, tam durağa geldiği an da otobüsün gelmesiyle, sanki kendi aracına binip yoluna devam ediyormuş gibi değişik mutluluklar yaşayanlar. Günaydın, yalnız çıkılan bir seyahatte direksiyon başında bin türlü hayaller kurarak önüne bakanlar. Günaydın, dorsesine yüklediği malı kaptan köşkünde türküler söyleyerek bir tırın üzer

Kafam Artık Rahat

Resim
 Uzun zamandır yazamıyorum kızmayın lütfen bana. Yazmaktan ziyade siteye girme vakiti de bulamıyordum. Çoğu yorumlarınızı, maillerinizi yeni gördüm. Hem kafam dolu, hem zamanım doluydu. Zaman bulsam kafamı boşaltamıyor, kafamı boşaltsam içtenlikle yazacak zamanı bulamıyordum. Tüm takipçilerime özellikle site üzerinden form doldurarak; "hadi yaz artık" diyerek iletişim mali gönderen ve hiç tanımadığım okur severlerim, arkadaşlarım hepinizden özür dilerim. Lütfen beni affedin... Bu gün kafam rahat kurtuluş parkında kızım parkta oynarken oturduğum bi söğüt gölgesinde, çayımı yudumlarken, söğütten klavyeme dökülen yaprakları üfleyerek temizleyor göz ucuyla kızımı takip ederek yazıyorum. Rüzgarın etkisiyle savrulan yaprakların arasından güneş ikindi vaktine hazırlanıyor öğlen sıcağı yerini akşamın ılık rüzgarına bırakıyor. Ve iki yıl aradan sonra kafam rahat bir şekilde sizlere yazıyorum... İlk olarak sizlere neden yazamadığımı kafamın neden dolu olduğundan bahsedeyim. Uzun z

Bir Özeleştiri

Resim
 Yıllar ne çabuk geçiyor değil mi ? mahalle de topu olan çocuğun santrafor oynadığı günler bitti. Düştüğümüzde dizimize üfleyen o müşfik nefesin sahipleri, kimi yaşlandı, kimi erkenden sınırı olmayan zamana doğru gitti... Bunca zaman geçti. Hiç oturup vicdanınız ile konuştunuz mu. ?  Ya da çekilip sessiz bir köşeye hayat muhasebesine oturdunuz mu ? Hiç kendi vicdan mahkemeniz de kendinizi yargılayıp ceza aldınız mı ?  Ya da "evet beraat ettim" gururluyum dediniz mi ? Ya da ne bileyim. Bir gece başınızı yastığa koyduğunuzda içinize ağladınız mı ? Gecenin ikisi saat, salonda pencere kenarındayım. Yeni bir klima taktırdım eve, artık sıcak havalarda salonda oturabiliyorum. Tek sorun leptopun fanından gelen sıcağın çıplak tenimi yakması dışında bir şikayetim yok. Bakın, bunda bile kendimi huzursuz edecek bahaneler bulabiliyorum.  Oysa şuan benim sahip olduğum konfora sahip olmak için gecesini gündüzüne katsa dahi ulaşamayacak, daha kötüsü oturacak bir minderi olmad

Bir Dağ Yolculuğu

Resim
Bu topraklarda doğanlar bilir, Yayla dayım. Yiğidin harman olduğu yer deyip beylik laflar etmeyeceğim. Kurdun kuzu ile koyun koyuna yattığı yerdeyim. Yüzüme kırbaç gibi vuran bir ayazda çıktım yola yürüdükçe ısınabiliyorum. Sadece çocukluğu bu dağlarda geçenler bilir yazıda size yabancı gelen dağ isimlerini. Sobayı çattım oturuyorum yaylada sobanın başında. Hiç dikiz aynasına bakmadan başkentten çıkıp geldim. Aklı olanın çıkmadığı bir yolda buz gibi havayı yarıp, şakağına gelir gibi yaklaşıp arabanın altından beyaz bir ok gibi geçen kesik kesik yol çizgilerini izleyerek çıktım şehirden. Önce trafik lambalarının bilindik renklerinde durdum. Sonra elmadağın tehlikeli yollarından geçtim. Çorum’a varıp Osmancık istikametine dönünce, yılan gibi kıvrılan tek şeritli yollarda bir tırın peşine takılıp yavaşça çıktım gölyazıya, ordan kırkdilimin ürkütücü kayalıklarından sessizce kayıp indim memlekete… Benim birader avcıdır. Ben dağcıyım. Köyde var aynı kafada birkaç kişi sabahın ayazında top

Eski Aşkları Özlemediniz mi ?

Resim
Neyi arıyorsan sen o´sun der Mevlana zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksın der. Aşk zulmederek yaşatmamış mıydı aşkın kendisini. Hitler de Darwin'in evrim teorisine inanıp evrimin gelişmesine engel oluyor diyerek iki binden fazla sakat, özürlü insanı katlettirmemiş miydi. Bundan daha büyük zalimlik olabilir miydi. Bir insanın yaşama hakkı elinden alınarak sorgulamadan, yargılamadan bulaşıcı hastalık taşıyan hayvanlar gibi toplu itlaf edilmesinden daha büyük zalimlik olabilir miydi ve o öldürdüğü insanlardan birinin kız kardeşine aşık olup acı çekmiş Hitlerin Kadınları diye kitaplar çıkmış ve aşk kendini zalime de kanıtlamıştı. Zulümden kaçıyor, birbirinden korkuyor insanlar şimdi, şimdi aşık olmak büyük zulüm oldu. Ucuz sevgiler gibi ucuz laflarda türemeye başladı. "ilk görüşte aşka inanıyor musunuz ? yoksa dışarı çıkıp tekrar mı gireyim" gibi… Çöpçüler artık boş içki şişelerinin içinde başlayıp dibini bulmadan biten şehvetli aşkları ve bu aşka tek şahit ol

Evrene Bir Mesaj

Resim
Bir dönem kişisel gelişim kitaplarının çok satmasına ya da inancı olmayan gavurların ettiği duaya denirdi. Bu slogan tutmuş olmalı ki evrene mesaj gönderenlerin çoğu cevabını aldığını iddia etmişti. Sonra meslek dalına girsin girmesin sonu "log" ile biten bütün meslek dalları bu sloganı benimsemiş olmalı ki hepsi hakkında bir yorum yapmıştır. Sonra duruma felsefeciler el attı. Oldurmanın 7 yasasını çıkardılar. Yogo denen bir sistem ile evrene mesaj göndermek isteyen herkesin ilgisini çekip kupayı kaptılar... Ben de bir mesaj vermek istiyorum Evrene; Kapatıyorum gözlerimi, Böyle yavaşça salıp tüm kaslarımı gevşetiyorum kendimi. Dört tarafı denizlerle çevirili, Leylek başını andıran bir adaya gidiyorum. Dört mevsimi aynı bir adanın karpazında, serin bir ağaç gölgesinde bağdaş kurup çöküyorum. Avuçlarımı sivri bir ok gibi doksan derece bir açı ile omuz hizama dikip derin bir nefes çekiyorum. Zihnimi tüm telaşlarımdan arındırp altın sarısı bir kumsalın yeşil ile birleştiği

Aşkın Baharı

Resim
 Şehrin her köşesine dağılan bahar, yeni çıkacak bir savaşa hazırlanan zayıf bir ordunun kaybetme korkusuna benzeyen bir korkuyla okşuyordu ruhundaki isyanı. Sabahın erken saatinde işe gitmek için evden çıkarken aynı korku vardı içinde, her sabahkinden biraz daha aceleci çıkmıştı evden, servisin saatine dakikalar kalmıştı. Kapıyı kilitleyip telaşla çıkarken kolundaki boşluğu hissedince çok sevdiği demir kordonlu saatini takmayı unuttuğunu farketti. Hızlı adımlarla merdivenleri inip sitenin bahçesinden çıktığında servis gelmişti... Melina, yol boyu aynı düşünceleri çevirip durdu kafasında, başını cama yaslamış sağından geçen araçları izleyerek ilerlerken ellerini göğsünde birleştirmiş sabah mahmurluğu ile başını yasladığı cam yüzünü titreterek uykuya dalmıştı... * Ayazlı bir gece de hiç tanımadığı bir adamın ona söylediği söz aklına takılmış ve o geceden sonra umut etmeye başlamıştı. Baharda gelecekti, umut aşkın ekmeğiydi. Şubat, o ayazlı geceden sonra hep umud etmişti. Her gün

Temizlik Kolu Başkanı

Resim
İlkokul dördüncü sınıfa kadar köy de okudum. İlkokul ikinci sınıfta temizlik kolu başkanıydım… Annem her pazartesi arkadan ilikli siyah önlüğümün yaka cebine, köşeleri gri ve mavi çizgili beyaz mendil koyardı. Pastırma yazı bitip kış basınca burnum çok akar ve her defasında, sağ ve sol kolumun dirsek hizasından bileklerime kadar burnumu çekerek silerdim.Siyah önlüğümün üstünde sümük kuruyup güneş vurunca yakamoz gibi parlardı… Sonra her sabah öğretmen sınıfa girmeden önce kızlar başlarını kollarının arasında masaya koyar, örgülü saçlarını tutan beyaz lastiği ahşap kalemle çektirerek fırlatıp saçlarını iyice dolaştırarak bit, tırnak ve el yüz kontrolü yapardım. Öğretmen sınıfa girdiğinde kızların hepsi tülü başlı bir şekilde ilk derse başlardı. Daha sonra bütün kızlar toplanıp beni şikayet ettiler ve temizlik kolu başkanlığım bir muhtıra ile elimden alınarak istifa etmeye mecbur bırakıldım… Ancak üçüncü sınıfa, sınıf başkanı olarak başladığımda yine kontrol bendeydi. Şimdi o yıllar

Küçük Tecrübeler Selfie Kazası

Resim
Ne garip değil mi, hangi akıl yaptırır insana bunu, yapılan istatistiklere göre her yıl selfie kazası ile ölen insanların sayısı en az 20 ye ulaşmış, yani sırf değişik bir fotoğraf çekineyim derken başımıza gelebilecek bir kaza.  Siz yine de selfie çekinirken bastığınız yere dikkat edin, daha iyi, daha çekici bir fotoğraf çekineyim derken ölümün kucağına çekilmeyin.  Bu videoda burada tecrübeli bilgiler etiketimde bulunsun, bazen büyük bir acıyla küçük bir tecrübeyi, bazen küçük bir acıyla büyük bir tecrübeyi satın alırsınız.  Tıpkı benim evimi satın alırken kaybettiğim küçük bir parayla aldığım büyük bir tecrübeyi  ya da kızıma balon şişirirken yaşadığım büyük acı ile edindiğim küçük bir tecrübeyi edinirsiniz. Neymiş, evi kesin alıyorum demeden satış sözleşmesi imzalamayın, balon şişirirken gözlerinizi sımsıkı kapatın. Görüşürüz. :) Nereden Yazdım: Ofisteki masamda mesainin son 40 dakikasında bu vidoya denk gelince yazdım. Kahverengi masamda günün son çayını içerken ya

Noluyor Memlekete

Resim
 Ben siyaseti pek sevmem kendi halimde Twitter’dan takip ederim gündemi işinde gücünde biriyim. Pek karışmam etliye sütlüye “memleketi sen mi kurtaracan be Selo” mantığı işime geliyor. Ancak son zamanlarda yaşananlar, “taş olsa çatlardı be” dedirten türden ben de yine kendimce bir şeyler söylemek istedim. Çünkü olanlar susulacak kadar kolay değil en azından empati kurabilenlerdenim. Son zamanlarda gelişen olaylara tamamen objektif bir bakış sergilemek istedim... Önce güzel şeylerden başlamayı isterdim üzülerek söylüyorum ki hiç güzel bir şey yok. Önce en acısından başlayacağım yüreğimizi dağlayan acıdan. 23 Nisan günü Küçükçekmece’de 5 yaşında bir kız çocuğu kandırılarak tecavüze uğradı, Küçükçekmece halkı ayaklandı medyanın umrunda bile değil, Allahtaon sosyal medya varda bişeylerden haberiniz oluyor. Hadi medyayı geçte toplumun Ahlaki çöküşüne ne demeli, Tarihimiz boyunca bu kadar ahlaksızlaştık mı ? Dinimiz var diye ahlaka hiç ihtiyacımız yok mu ? Şu an Hindistan’dan ne f

Baharda Gelecek

Resim
Yılın ilk günleri soğuk bir ocak akşamıydı, kaldırımda ilerlerken yerdeki kara ayağını sürüyerek yürüyordu. Sokak lambasından yansıyan ışık yüzünde parlıyor, arkasındaki gölgesi, sokak lambalarının altından geçerken bir önüne düşüyor ve kısalarak arkasında uzuyor bir kısalıyordu, burnu aktıkça atkısına daha çok gömülüyordu. Hava olabildiğince soğuktu. Kaldırımda bastıkça ayağının altında ezilen kar,  park içi yoluna girdiğinde bastıkça kütürdeyerek altındaki ince buz tabakısını kırıyor, kırılan buz tanaleri ayağının kaymasına sebep oluyor ve zeminde tutunmasını zorlaştırıyordu. Ellerini cebinden çıkarıp ipte yürüyen bir cambaz gibi, kollarını açarak dengesini sağlamaya çabalıyor ve ayaklarını sürükleyerek park içi yolunda ilerlemeye çalışıyordu. Hava her ne kadar soğuk olsa da parkın kuytu köşelerinde gençler öpüşüyor, kimi banklarda ise alkol alan kişiler ayaküstü küfürleşerek konuşuyorlardı. Birinci parkı geçip tekrar kaldırıma çıktı, yaya ışığı yanana kadar beklediği kaldırımda d

Mayıs Yedisi

Resim
 Eski hesapta babaannem gökyüzüne bakarak ve bazı isimlerle yılı özetlerdi ama ne olursa olsun "mayıs onbeş demeden yaz gelmez" derdi... Mart dokuzu kışın en sert olduğu mevsim, martın 10 ile 15. günleri, ağacın ömrünü belirlermiş, mart ayındaki güneşte kabuğu gevşeyen ağaç kendini bırakırsa bahara çıkamazmış öyle sert ve soğuk geçermiş. Hatta köylerde yaşayan insanların kışlık yakacakları bu ay içinde bittiği için mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır derler. Abrul beşi, Nisanın 15 ile 20. günleri, güneşe inanıp tomurcuklanan ağaçlar çiçek ağacın dallardaki meyveyi yakarmış bu da o yıl abrul beşinde kar yağar ve hava don olursa çiçek yanarmış ve o yıl ki alınacak meyvenin verimini düşürürmüş. O yüzden derler ki; "kork abrulun beşinden öküz ayırır eşinden, çocukken hatırlıyorum bir keresinde erken olan kirazın dalına kar yağmıştı. Gün dönümü, Haziranın 21. gününe denk gelir. 21 Aralıktan itibaren er gün bir dakika kısalan günler 21 hazirandan itibaren her gün

Girişimci

Resim
Bir otomotiv devi yeni fikirler bulmak için mühendislerini afrikaya, yoksul insanların diyarına gönderir. Mühendisler, sokakları gezerken çocuklara hayallerini sorarlar. Elinde tahta arabasıyla oyanayan çocuğa yaklaşıp, nasil bir araban olmasını istersin diye sorar, mürekkep kokan elleriyle siyah çocuğun hınzırca ensesini kaşıyan beyaz yakalı bir mühendis... Çocuk, yay gibi gerilen dudaklarıyla başını kaldırıp güler. Sonra buruşturup dudaklarını, güneş içine girsin rüzgarda tarasın saçlarımı der. Yalancı bi tebessümle güler hayal taciri önleri dişleri dökülmüş karamel renkli çocuğa ve kalkıp uzaklaşır yanından. Tabi not eder her cevabı kendi ülkesine gidip ar-ge servisine vericek yeni fikirlere ilham olacaktır. Bu yüzden gelmiştir toprak renkli insanlarin ülkesine. Dönüş yolunda notları kurcalar hayal taciri çocuğun cevabını okuyunca bir ışık yanar aklında aradığını bulmuştur... 2 yıl sonra en işlek caddelerdeki reklam tabelalarında, kırmızı renkli üstü açık arabada, bir eli direks

Seçsek mi ? Seçmesek mi ?

Resim
  Ne garip bir coğrafyadayız değil mi ? her gelen ölüm yazıyor, her giden ayrılık işliyor. Ne talihsiz bir gergefimiz var. Son yıllarda yılı dolmadan verilen seçim startları insanları bunaltmış durumda, Neredeyse hemen her yılı bir seçim rüzgarı ile geçiriyoruz.Her gelen yıl bir öncekini aratıyor. Her geçen yıla; "eskiden daha güzeldi" diyerek iç çekiştiriyoruz. Zaman haklıyı haksız, haksızı haklı çıkarıyor. Geçmişte de seçim rüzgarları yaşadık. Seçim meydanlarında daha etik bir dil kullanılırken, malesef artık dilimize de yabancı kaldık. Takım tutar gibi bir parti holiganlığı doğdu memlekette, insanlar ayrıldı, ayrıştırıldı, "ortak acı, ortak mutluluklar" rafa kaldırıldı... Bizden ölen müslüman, sizden ölen kafir sayıldı... Ben askerliğim dahil olmak üzere 2003 yılından beri Başkentte yaşıyorum. Yıl 2019. Geldiğimiz duruma bakın, insanlar birer dolu tabanca gibi, ne zaman nerede patlayıp kime denk geleceği belli olmayan bir serseri kurşuna döndük... Varlık ile yo

Benzer Yazılar

Yazar Tanıtım

Ağlıyorum

Truvalı Helen