Yayınlar

Onun Hikayesi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Davetsiz Çapkınlar

Resim
Hafta sonunuz var değil mi ? Hava zaten bozuk, kapalı bir de soğuk. Her hafta sonu dışarı çıkacağım diye kasmayın. Kendinize bir iki saat ayrın. Şöyle bir kaç saat bile olsa günlük hayatın stresinden, yorgunluğundan, gerilimlerinden uzak keyifli bir şekilde geçirmek isteyenlere göre bir film var. Davetsiz Çapkınlar (Wedding Crashers). Yönetmenliğini herkesin yapabileceği ancak böyle senaristlerin nadiren bulunabileceği bir film, hayattaki en büyük eğlenceleri davetsiz gittikleri ve kimin olduğu bilinmeyen düğünleri birbirine katmak ve buralarda güzel bekar kadınlarla tanışmak onları baştan çıkarıp yatağa ata iki genç adamın komik öyküsü üzerine yazılmış güzel bir senaryo. Filmin başrollerinde Owen Wilson, Vince Vaughn ve Christopher Walken var. Bu iki kafadarın ortak tek bir yönleri var. John Beckwith ve Jeremy Grey’in tek hobileri: Düğünleri dağıtmak! Düğün kimin düğünü olursa olsun hangi etnik kökende olursa olsun fark etmiyor. Bu iki karizmatik ve çekici genç adam her düğü

Uzakları Sevmek

Resim
 Yıl 2013 bir bahar akşamı... Lefkoşa Golden Tulip otelin 8. Kat 809 no'lu odasındayım. Çıkardım kravatımı giydim yalnızlığımı Zeki MÜREN var yanımda.  Uzattım ayağımı pencere pervazına güneş batıyor. Kızıl bir ışık yayılıyor yaprakların arasından gün akşama dönüyor. Bin km uzağım sana...  Sevgilim; şarkımızı dinledim. Güzel şarki seçmişsin, sen gibi güzel şiir.  Karşımda oturuyordun şarkımızı dinlerken.  Ve senin dediğin gibi, seni sevmek güzel bir şarkıyı baştan baştan dinlemek gibi,  ah bilsen nasıl seviyorum seni nasıl özlüyorum.  Saçak da titreyen serçenin ekmek kırıntısına kanat çırpması ve bir anne duası kadar içten sevdim seni. Velhasıl kuru bir sevgi bu, karşılıksız çıkarsız beklentisiz. Etrafın kuşatılmış kapında yatacak bir sürü insan varken, sana uçsuz bucaksız vaatler verenler varken, beni sevdin nasıl mutlu nasıl gururluyum bilsen. Tutamayacağı vaatler vererek bir kadını etkilemek, onun dünyasına girmek ona hayal kurdurmak parası onurundan çok ola

Aşkın Baharı

Resim
 Şehrin her köşesine dağılan bahar, yeni çıkacak bir savaşa hazırlanan zayıf bir ordunun kaybetme korkusuna benzeyen bir korkuyla okşuyordu ruhundaki isyanı. Sabahın erken saatinde işe gitmek için evden çıkarken aynı korku vardı içinde, her sabahkinden biraz daha aceleci çıkmıştı evden, servisin saatine dakikalar kalmıştı. Kapıyı kilitleyip telaşla çıkarken kolundaki boşluğu hissedince çok sevdiği demir kordonlu saatini takmayı unuttuğunu farketti. Hızlı adımlarla merdivenleri inip sitenin bahçesinden çıktığında servis gelmişti... Melina, yol boyu aynı düşünceleri çevirip durdu kafasında, başını cama yaslamış sağından geçen araçları izleyerek ilerlerken ellerini göğsünde birleştirmiş sabah mahmurluğu ile başını yasladığı cam yüzünü titreterek uykuya dalmıştı... * Ayazlı bir gece de hiç tanımadığı bir adamın ona söylediği söz aklına takılmış ve o geceden sonra umut etmeye başlamıştı. Baharda gelecekti, umut aşkın ekmeğiydi. Şubat, o ayazlı geceden sonra hep umud etmişti. Her gün

Baharda Gelecek

Resim
Yılın ilk günleri soğuk bir ocak akşamıydı, kaldırımda ilerlerken yerdeki kara ayağını sürüyerek yürüyordu. Sokak lambasından yansıyan ışık yüzünde parlıyor, arkasındaki gölgesi, sokak lambalarının altından geçerken bir önüne düşüyor ve kısalarak arkasında uzuyor bir kısalıyordu, burnu aktıkça atkısına daha çok gömülüyordu. Hava olabildiğince soğuktu. Kaldırımda bastıkça ayağının altında ezilen kar,  park içi yoluna girdiğinde bastıkça kütürdeyerek altındaki ince buz tabakısını kırıyor, kırılan buz tanaleri ayağının kaymasına sebep oluyor ve zeminde tutunmasını zorlaştırıyordu. Ellerini cebinden çıkarıp ipte yürüyen bir cambaz gibi, kollarını açarak dengesini sağlamaya çabalıyor ve ayaklarını sürükleyerek park içi yolunda ilerlemeye çalışıyordu. Hava her ne kadar soğuk olsa da parkın kuytu köşelerinde gençler öpüşüyor, kimi banklarda ise alkol alan kişiler ayaküstü küfürleşerek konuşuyorlardı. Birinci parkı geçip tekrar kaldırıma çıktı, yaya ışığı yanana kadar beklediği kaldırımda d

Yasama Yürütme Yargı

Resim
Bakkal Adil sedirciler mahallesinde,mahalleyi ikiye bölen tören caddesinin ortasında, arnavut kaldırımlı taşkent sokağının cadde ile birleştiği köşebaşında, mahallenin bakkalı ve herkesin veresiye alabildiği bir esnaftır. Adil olduğunu herkese göstermek için tabelasında Adil Bakkal yazar. Ancak en büyük adiliği tartıda ve emekli, unutkan yaşlılara verdiği veresiyeleri deftere fazla yazarak yapmaktadır. Tartıda her bir kiloda 50 100 gramlık hileler yapmakta, veresiye defterine geçirdiği ürünlerin fiyatını yüksek göstererek kendince faiz uygulamaktadır. Mahallenin çocuğu olduğu için herkes tarafından sevilen ve güven duyulan bir esnaftır. Bakkal Adil yıllarca bu adiliğe devam eder. Esnaf olduğu için günün büyük bölümünü yalnız geçirmekte, insanların ona güvenerek aldığı ürünlerde yaptığı hileleri hesaplayarak kazandığı parayı düşünmektedir. Ara sıra içindeki ses Adil’in her hile yaptığında fısıldasa da bu sesi dinlemez. Mahallenin çocuğudur Adil, elinde büyüdüğü insanları kandırmaktadı

Kırık Kalpler Diyarı

Resim
Sözleşmeden buluşuverir kırık kalpler / Anlatılmaz ama ordadır bütün dertler… Hepinize komik gelebilir, yapılan “mutlu aileler’’ araştırmalarına bakılırsa Türkiye mutlu evlilikler diyarı olarak görünüyor… Yazın uzatma dakilarında akşam güneşi altında bizim sokağın başında sırtımı ısıtarak yürürken, bir kadın kocasına hem ağlıyor hem bağırıyordu. Penceresi açık unutulmuş bir aile içi şiddete üzülerek şahit oldum. Aile içi şiddetin, şiddetli ge­çimsizliğin en geniş boşanma nedeni olduğu, bo­şanma oranlarının her geçen gün arttığı Türkiye, neden araş­tırmalarda "mutlu evlilikler diyarı" olarak görülüyor düşündünüz mü?. Biz batıya özenirken, neden batı bizi örnek gösteriyor? Çünkü burası aynı zamanda "kol kırılır yen içinde" zihniyetiyle susturulan insanların ülkesi... "Kan tü­kürürken kızılcık şerbeti içtim" demenin kutsandığı, boyun eğmenin erdem sayıldığı, suskunluğun kol gezdiği bir "tevekkül toprağı..." Duvarları öylesine kalın ki, ne

Lodos

Resim
 Bursa’da yaşayanlar bilir. Çekilmez şehrin lodosu, insanı hayattan soğutur. Sabah oto sanayisinde dükkan açacak esnaf akşam başlar duaya “nolur sabaha kalmasın bu hava”... İstanbul’da yaşayanlar bilir. Kadıköy de şair, Üsküdar da esir, moda da küfürbaz eder insanı bu hava... Çanakkale de yaşayanlar bilir. Bütün denizlerin en pis kokusunu alıp kordona getirir. Kordondaki yönüne göre değişir yüzüne nereden vurduğu,kabaran dalgalar gri renkli deniz analarını toplar sahilde başı boş bir balıkçı teknesinin burnuna biriktirir. Bir de o kadar sert eser ki; hiç tanımadığın birine omuz attırır bu hava. Antalya da yaşayanlar bilir. Ilık ve sıcak eser hayattan bezdirir. Göz açıp kapamadan, tezgahta pirinçin üzerini örtmeden yağmuru getirir. Yağmur ki keşke ölçüsü olsa. İnsanı doğduğuna pişman ediyor Antalya da bu hava... Gavur İzmir de yaşayanlar bilir. Vapuru karşıya geçirmez emekçiyi bekletir. Rakım sıfırın altına inip, paçaları sıvayıp ayakkabıları eline aldırınca, insanı hayattan soğutuyo

Neydi eski bayramlar

Resim
Eskiden beri içimi bayan "neydi o eski bayramlar" laflarından bir tane yazı yazacak kadar büyüdüm sayılır artık... Ne garip: Çocukluğumla aram açıldıkça, maziyle bağlarım güçleniyor sanki... Bayramlar, işten ve büyük şehir hayatından kaçmak için birer tatil vesilesi haline geldiğinden beridir eski bayramlar çınlamaya başladı kulağımda...  İlkin sesleriyle... sonra kokularıyla... Bayramların sesi vardı eskiden... Sahurda, ramazan davulcusunun sesi... İftarda gümbürtüyle patlayan topun sesi... Akşam, önce ezanın, sonra radyoda "Allahım sana inandım, sana sığındım" diyen spikerin davudi sesi... İftar sofrasında açılan ellerin, şükredilen nimetlerin sesi... Ertesi sabah, ahşap battal radyodan yayılan fasılda cıvıl cıvıl şakıyan cümbüşün, kapıda bahşiş almaya gelmiş davulcuyla mahalle çocuklarının sesi... Postadan çıkan kartın yaldızlı kapağı açıldığında, Noel şarkıları çalmaya başlayan piyanonun sesi... Öğleden sonra, arsada yeni bayram papuçlarıyla top oy

Etiketlerim

Etiketlerimi bu başlık altında güncelliyorum.

Benzer Yazılar

Niye Yaşıyoruz ?

Sarı Yaz

Beyazdan Griye