Yayınlar

Mola etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Pazar Pikniği

Resim
 Uzun aradan sonra bu hafta çocuklarla birlikte eşimin liseden arkadaşı ile ailecek Çamlıdere'ye pikniğegittik. Zeynep, Kerem ile oynadığı topu kaybedince çıldırdı. Ay ışığına tosba güdüyoruz ya  Göz ile kaş arasında küçük bir çocuk topu alıp yanımızdan gitmiş. Zeynep susmayınca topu aramaya çıktım. Sebep olacak işte.  Tesadüfen piknik alanında Memleketten komşumuz Münir ile karşılaştım.  Ankara'ya abisini ziyarete gelmiş. Beni yüzümde sakal kafamda şapka ile tanıdı. Biraderin adı ile seslendi olsun ama tanıdı beni bir tur yanlarından geçtim onları görmedim bile dönüşte tanıdı beni. Sonra tam öğlen sıçağında Çamoluk alanındaki gölü gezmeye gittik.  Fotoğraf ordan. Kerem en az elli tane kozalağı ısırıp ısırıp attı. Annesi eli ensesinde gezerken benim umrumda bile değildi. Sonra yorulup kaşlar çatılınca nöbet değişti. Onlar kahvaltı ile uğraşırken benKeremi Zeynep'e emanet edip gölgeden izledim de çocuk rahat rahat ısırıp attı kozalakları.  Piknik güzeldi ama dur deyince du

Karanlık Çökünce Anlar İnsan

Resim
Böyle gece çöker. Yalnızsınızdır. Nerede olduğunuzun pek de önemi yok eğer yalnızsanız.  Bir pencere kenarına geçer ışığı söndürürsünüz.  Dışarıda hayat döver sulusepken pencereyi, görünen sokak lambalarının aydınlattığı dar sokaklarda içi boş arabaların penceresine düşen yağmur damlaları buğulu resimler çizer. Aynı pencerenizde şekil bulur birden. Oturduğunuz koltuktan havaya doğru baktığınızda griye çalan bir karanlık çökmüştür çatınıza.  Baharda güzeldir yağmuru izlemek, rüzgar yeni tomurcuklanmış dallardaki eski ölü yaprakları koparıp katar önüne, yeni gelen hayatlara yer açılsın diye titreyerek sallanır dallar. Baharda yağmur gürültüyle başlar. Gri karanlık pencerenizi buğulandıkça siz de kendinize gömülmeye başlarsınız. Çoğu hikaye aynıdır bu senaryo da, çünkü hikayesi aynı olanlar pencerenin önündedir. Hikayesi ortak olanlar anlar demek istediğimi. Sonra hislerin konuşmaya başlar. Sen dinlersin... Karanlık çökünce hisseder insan yorulduğunu, aslında yalnız olduğunu. Karanlık olu

Huzur Çok Pahalı Değil

Resim
 Çalışıyoruz, çabalıyoruz, daha çok çalışıyoruz. Çalıştıkça daha bir çok çabalıyoruz. Eskimek bilmeyen zaman çarkının dişlileri arasında erteleye-erteleye hayatlarımızı öğütüyoruz... Ne için. Daha iyi yaşamak için mi ? Daha çok kazanmak için mi ? Kariyerim artsın diye mi ? Bi meşgalem olsun diye mi ? Çoluğa çocuğa iyi bir altyapı oluşturup pürüzsüz bir gelecek vermek için mi ? Servet biriktirmek, statü sahibi olmak, itibar görmek için mi ? Akşamdan planlar yapıyoruz; sabaha ne giyeceğim, yarın öğlen ne yiyeceğim, şu proje bitsin kendime izin vereceğim, Çocuklar büyüsün dünya turlarına çıkacağım... Uzayıp gidiyor ertelendikçe yapılacakların listesi. Peki sordunuz mu ? hiç kendinize. Kendimi daha ne kadar öğütüceğim ya da bu zaman çarkına ne kadar direnebileceğim diye... Cevap hepinizde aynı değil mi ? Şimdi sakalını ovuşturarak tahtasındaki zor problemi çözmeye çalışan bir profesör gibi uzaklara daldınız değil mi ? Biliyorum. Herkesin kendince haklı nedenleri var. Dün

Hayatımızdaki Nesneler

Resim
Bir dosta yıl 2007 bahar ayı. Hayatımızda binlerce nesne olduğunu düşünüyorum. Her insanın, kendine özgü birtakım nesneleri olduğunu ve aradan yıllar geçse bile o nesnelerle anımsandığını farkettim… Hayatımıza sokulup kaybolmuş binlerce nesneyle yazılan bir hatıra defterinin ne kadar ilginç olabileceğini getirdim gözümün önüne… Ecevit’i güverciniyle, Erbakan’ı tesbihiyle, Demirel’i şapkasıyla hatırlamak gibi… Baharı tomurcuğa, yazı üzüm karasına, sonbaharı kuru dalları bastıkça kırılan Eylül’e, kışı boynundaki atkıya anlattırmak ne kadar keyifli olurdu kimbilir?… “Hayatnızdaki herkes için bir nesne seçin” deseler. Kimleri bir nesneyle hatırlardınız…? Kimleri kendi mahkemenizde çekerdiniz Filistin askısına?… Dönüp baktığımızda geçmişimize, hayatımızın bir görünüp kaybolmuş binlerce nesneyle örüldüğünü göreceksiniz… Baharın nesnesi hep tomurcuk oldu benim için ama artık bir demet papatyanın, bir kök sarıçiğdemin içine saklanmış sırlarım,hiç unutulmayacağım dostluklarım va

Her Şey Çok Güzel Olacak

Resim
 Son yazımı yazdığım günden beri itiraf etmek gerekirse pek yazacak mod da olmadığımdan ve bu aralar yine kafam meşgul olduğundan sizlere yeni içerikler yazamadım... İsterseniz size önce neden yazmadığımdan bahsedeyim. Malum için de bulunduğumuz şu günlerde siyaset ve ekonomi ruh halimizi berbat etmiş durumda, hatırlarsanız son beş yılın, her yılı en az iki seçimle geçirmekten midem bulanmıştı. Sosyal medya araçaları seçimden bahseder, tvler seçimden bahseder herkes bir seçim havasında gına gelmişti. Neyse ki; geçtiğimiz pazar bu stresler bitti. Nefret ve kutuplaştırıcı dil yerine sevginin hoşgörünün ve birleştirici gücün dili kazandı da hem toplum olarak umutlandık hem de geleceğe umutla bakmaya başladık. Düşünsenize ben 36 yaşındayım. Adamlar iktidara geldiğin de 19 yaşında, Antalya Belek'te Palmıc hotel de çalışıyordum. Ondokuz yaşında aslan gibi ortadaydım, geçen yıllarla birlikte umudumuzu, hayallerimizi, geleceğimizin garantisi elimizden alındı derken, umut yeniden doğdu.

Bu Milyonların Gerçek Hikayesi

Resim
Akdeniz caddesinin köşe başındaki Anıtparktayım. Hava biraz bozuk kapalı soğuk hafiften kar atıyor. Amfitiyatro tribünlerin üstünde en üst basamağında oturdum. Arkamda sıralı bir yeşil, önümde anfi tiyatro, Çankaya belediyesinin konserleri genelde burada oluyor. Efes özel seri aldım açtım. Güvercinler uçuşuyor etrafımda mevsim bahar ama hava sağlam soğuk. Ne zamandır yazamıyorum. Bu aralar hem işler yoğundu hem de yazacak fırsat bulamıyordum ve radikal bir karar almam gerekiyordu. Anonim olmalıydım yoksa kendimi herkes bilmeli miydi? İşte kırılma noktam oldu burası oldu ve anonim olmaya karar verdim. Benden başka bilen yok burada yazdığımı, böylesi çok rahatlatıyor beni kalemim özgür artık. Peki sormayacak mısınız bu soğukta bu parkta ne işim var. Merak eden olmuştur belki anlatayım size neden bu soğuğu burada yiyorum neden genelde tüm yazılarımı hep bu parkta yazıyorum… Yıl 2007 mart ayının başları. 12 sene önceydi yani oniki sene geçti yani, mart gecesi hava nasıl soğuk yerde kar

Baharda Köyde

Resim
Memleketteyim. Köyde. Erdoğan’ın ceviz bahçesinin kenarından asfalta inen patikada bir ağaç gölgesine uzandım. Sırtıma bir tezek batıyor elimdeki çoban değneği ile dövüp düzleyip beş kök dağ yoncasını başımın altına yastık yaptım uzanıyorum. Manzaramda fotoğraf bir var. Başını toprağa yaklaştırınca yonca çiçeklerinde vızıldayan küçük yaban arılarıları, miskin kuşluk uykusunda göz önündeki uçuşan sineklerin verdiği rahatsızlık, tepemdeki meşe ağacındaki serçe kuşlarının cıvıltısı ile, uzakta köyün içindeki inşaat ve inşaatta çalışanların yanımda konuşuyormuşcasına gelen sesleri dışında bir ses yok. Yüksek otlar çıplak kollarımda rüzgarın etkisi ile böcek geziyormuş hissi veriyor. Paçalarımı çorabın içine koyup tişörtün son düğmesine kadar kapatmışım gene girmesi için bayağı bi çalışması gerekiyor. Bir de uyku çöktü ki nasıl: ama çolak Lütfü’nün köpekler tepeme dikilir, ağzıma yılan, kolumdan fare girer, horozlar gelir gözümü gagalar, havada uçan kartal beni alır diye korkumdan da uyu

Uyanık Kütüphanesi

Resim
Sabah 9 buradayım. Bahçelideki uyanık kütüphanesinde çalışmam lazım, çalışıp fark atmalıyım. Ve bir gün kitabı yazıp bitirdiğimde blog abonelerime ücretsiz göndereceğim. İmzalı hediye paketi içinde ve ilk siz okuyacaksınız. Her zaman yazılarımı ilk sizin okuduğunuz gibi, ilk size yollayacağım kitabımı, öyle eli kalem tutan herkesin yazdığı kitaplar gibi değil her sayfasında farklı bir haleti ruhiyenizin olacağı güzel bir kitap olacak. Dan Brown kitabı okuyup elinde sözlükle gezen arkadaşım gibi karışık bir kitapta olamayacak. Kitabın içeriği belli, karakterleri belli ama karakterlere vereceğim isimler henüz belli değil: bu yüzden bir sorum olacak sizlere? bir kitap yazsanız ya da hayatınıza birini dahil etseniz, kadın ya da erkek farketmez, adı ne olsun isterdiniz. İşte bana bu gerekli isimler. Bu karakterlerin isimleri, yakıştırdığınız güzel isimler değişik anlamlı kulağa hoş gelecek şekilde bildiğiniz isimleri paylaşmanızı isteyeceğim amacım kitabı okurken sizinde katkınızın olduğ

Dost Pikniği

Resim
 İnsanın böyle uzun soluklu bir dostunun olması ne güzel değil mi ? Dert pınarlarınızı açtığınızda sizi empati ile dinleyen ve elini omzunda hissettiğin bir dostunun olması, hayal kırıklığında yaşayan insanlar için bulunmaz niğmettir. İşte benimde başkente yerleştiğimden beri eskiyen zamana inat, eskimeyen bir tek dostum var. En güzel anlarımı değilde en mutsuz olduğum anlarda kapısını çaldığım, en bitik anlarda omzuna yaslanıp teselliler aldığım bir dostum var. En güzeli de içimdeki her şeyi paylaştığım tek dostum. Bu hafta sonu onun misafiriydim. Cumartesi sabah nöbetten çıkınca onu alıp, onun memleketi Kızılcahamam'a gittim. Hikayesi acıklı dostumun. Annesi onkolojik bir hastalıktan vefat edince 17 yaşındaki kardeşi yokluğuna dayanamayıp intihar etti. Babası tekrar evlendi, dört erkek kardeşten 3 kardeş kaldılar. Derme çatma bir Baba evinde tek başına bir hayat mücadelesi veriyor. Çalıştığı hastanesindeki gece nöbetleri için üç günde bir Kızılcahamam dan Ankara ya ge

Bir Dağ Yolculuğu

Resim
Bu topraklarda doğanlar bilir, Yayla dayım. Yiğidin harman olduğu yer deyip beylik laflar etmeyeceğim. Kurdun kuzu ile koyun koyuna yattığı yerdeyim. Yüzüme kırbaç gibi vuran bir ayazda çıktım yola yürüdükçe ısınabiliyorum. Sadece çocukluğu bu dağlarda geçenler bilir yazıda size yabancı gelen dağ isimlerini. Sobayı çattım oturuyorum yaylada sobanın başında. Hiç dikiz aynasına bakmadan başkentten çıkıp geldim. Aklı olanın çıkmadığı bir yolda buz gibi havayı yarıp, şakağına gelir gibi yaklaşıp arabanın altından beyaz bir ok gibi geçen kesik kesik yol çizgilerini izleyerek çıktım şehirden. Önce trafik lambalarının bilindik renklerinde durdum. Sonra elmadağın tehlikeli yollarından geçtim. Çorum’a varıp Osmancık istikametine dönünce, yılan gibi kıvrılan tek şeritli yollarda bir tırın peşine takılıp yavaşça çıktım gölyazıya, ordan kırkdilimin ürkütücü kayalıklarından sessizce kayıp indim memlekete… Benim birader avcıdır. Ben dağcıyım. Köyde var aynı kafada birkaç kişi sabahın ayazında top

Ölüm Olmasaydı

Resim
"Ölüm olmasaydı nolur demişti" güneyde wseterosta yaşayan bir arkadaşım.Elinde kalın bir Dawn Brown kitabına bakarak; "Bu adamı da anlamak için elinde ansiklopedi olması gerekiyor" deyip kitabı oturduğu banka bırakmıştı. O gün bu gündür aklıma takılmıştı ölüm olmasa ne olurdu. Bu gün biraz bunu düşündüm. Abraham Linclon vampir avcısı filminde 3 asırdır ölmeyen adamın nasıl bir yalnızlıkta boğulduğunu, insanları vampirlerden korumak için 3 asırdır bitmek bilmeyen bir enerji ile nasıl savaştığını, ölmeyeceğini bildiği yalın kılıç vampir avlarında vampirlerin nasıl ortasına daldığı geldi aklıma. Ölüm olan bir dünyada ölümsüzlüğü araştıran insanoğlu, ölüm olmayan bir dünyada ölümün yollarını araştırarak insanlara çıkış kapıları sunardı... Manşetlerimiz "Prof dr xxxxxxx yyyyyyyyy hastanesinde son üç yıldır yaptığı araştırmalarda insan ömrünü kısaltarak onları adına ölüm verdiği bir yöntem buldu. Bu yöntem ile insanlar öldürülerek hayattan gidecek. Böylece dün

İstanbulda Bir Gece

Resim
 Soğuk ruhsuz bir başkentin pazar sabahı, bulanık su renginden bir hava var. İstanbul'a gidiyorum. Havaalanı ringinde pencere kenarından başkent sokaklarını izlerken daha çok belli oluyor buranın bir bürokrasi şehri olduğu, sokaklarda mütemadiyen görülüyor insanlar simit poğaça cafeleri dışında insan yok şehirde. Başkent pazar uykusundan uyanmamış henüz. Savaş çıkmışta sivil halkın transfer edilmek için doldurulduğu son otobüsteyim sanki, öyle sessiz boş sokaklar ve asude bir haftasonu... Esenboğa yoluna girip kuzey Ankara'dan çıkarken kar sulusepken yapışıyor pencereme, Altımızda inleyen lastik gıcırtıları, kulağıma gelen ince vızıltı şeklinde duyduğum motor devrini boğan fren sesinden başka ses yok. çıt çıkmıyor. Karlı kapalı bir başkent sabahından bindiğim çelik leylek koşarak hızlanıp havalandı ve 50 dakikalık bir uçuşla iki kıtanın üzerinden geçip İmparatorluğun başkentine indirip yoluna devam etti... *** Taksim meydandan Beşiktaş'a otele iniyorum.Çekiyorsun perdeyi

Karlı Gece

Resim
Cebecinin küçük bir sokağında evimiz, sadece açık öğretim kayıt yenileme dönemlerinde kalabalık olur sokağımız onun dışında iyidir. Huzur veriyor geceleri. Sokağa bakan salon penceresinin perdesini açıp bütün ışıkları söndürdüm. Tekli koltuğu ileri çekip kalorifer peteklerine ayaklarımı uzattım. Chivasa bu kez soda kattım. Arkamda, 3 yıldır aralık ayında kurduğumuz noel ağacının rengarenk ışıkları önümdeki pencereden vuruyor yüzüme rengarenk ışık dansını ve sokağı izliyorum... Kar yağıyor karanlık bir gecede başkente, böyle devam ederse beyaz esaret sabaha teslim alır şehri, şuan sıcak bir evin pencere kenarından sokağı izleyenler için ruhunuza dokunan bir huzur vaad etese de sabah beyaz örtünün ıslattığı kaygan bir zemine basınca değişiyor hayatın rengi, gece ruhunuza dokunan sabah hayatınızı karartabiliyor... Severim kar yağarken izlemeyi... Sokak lambasına tepeden bakınca girdap gibi görünen kar taneleri yavaş yavaş beyazlatıyor çatıları, eşitliyor kaldırımlarla yolları, etekleri

Bir Öğle Molası

Resim
Gölbaşındayım. Ankara havalarına konu olmuş, Ali dayının bir gecede bir tarla yediği yerde. Öğle arası Çengel kafenin açık büfesinden karnımı doyurup bahar güneşini andıran iç ısıtan bir hava da Ankara üniversitesi kampüsüne doğru yürüyorum. Sırtımı ısıtan güneşin sıcaklığı ile çıkardım başımdaki bereyi. kampüsün içinde küçük koşu yolunun kenarındaki bir banktan yazıyorum size. Mis gibi ılık bahar havası çözüyor kemiğime işleyen buzu, nicedir hayal ettiğim bir dünyada, bir sahil kasabasında gibi hissediyorum kendimi... Şimdi orada uzaklarda, Yalnız kimsesiz ge­milerle miskin yetim ke­dilerin barındığı ıssız sessiz bir sahil kasa­basının sabahında çakırkeyif bir yılbaşı ertesine uyanmış gibi, kış güneşi; yanlış za­manda açmış bir bahar çiçeği kadar sıcacık gülüm­seyip ısıtıyor içimi, tenimi... Yalnız gemiler, bu­runlarını açık denizlere dikmiş yalpalar sahil boyunca... Yetim kediler toprakla güneş arasında mahmur karnını güneşe açmış yatarlar... Dostlarla oturulan salaş bir meyhane

Gelirse Baharda Gelsin

Resim
 Mareşal Çakmak ile Akdeniz caddesinin birleşiminde bulunan anıt parktayım, arabayı yıkamaya bırakıp, "bir saat sonra gel abi" deyince, hırkamı omzuma atıp yürüyüşe çıktım. Başkent hastanesini geçip parkın arkasındaki ara sokakta kapısı açılınca zil çalan bir mahalle bakkalından küçük bir bira alıp güneşe sırtımı yasladım. Saat 16:23 Bu gün pazar. İçinde ara bir geçişi olan parkın yanyana dizili banklarından üçüncüsünde oturuyorum. Güneş, binaların arkasına doğru havada süzülen bir kuş tüyü gibi zemine yaklaştıkça, binaların gövdesi büyürken gölgesi, zemini dolduran su gibi ayaklarımın altından bileklerime yükseliyor. Efesi siyah poşetinden çıkarmadan soğuk bir tıslama ile açıp çektim bir yudum. Hırka cebinden zincirli saatini çıkaran bir ihtiyar gibi ayaklarımı uzatarak yan cebimdeki sigaramdan çekip yaktım, çekip üflüyorum şeytanın yüzüne, bahar ergenlerin kemiğini ısıtmış olmalı ki çayırda oturabilme cesaretleri var. Yüzümde gölgelenen kızıl bir ışık yayılıyor yaprakla

Çirkinin Aşığı

Resim
Bir dönem çok kitap okudum ben kafamı meşgul etmem gereken bir dönemdi. Ankara’da Olgunlardan kitap alır okuyup bitirdikten sonra kitabın boş sayfalarına küçük notlar yazar tekrar o kitabı verir başka kitaplar alırdım. Yazdığım küçük notlar sayesinde aynı kitabı Olgunlardan alan farklı kişilerle irtibat kurma ve arkadaş olma şansımda oldu.... Geçen hafta yolum düştü yeni bir kitap aldım. “Çirkinin Aşığı” Elızabeth HOYT. Alabildiğince çirkin, yaralı yüzlü, uzun cüsseli gövdesi, acımasız ruhlu, kibir budalası ve zalim mi zalim soylu bir İngliliz kontu Edward SHARTİGHAM. Büyük ela gözlü, ince zarif kısa boylu, uzun dalgalı saçları, peşinde sürüklenen erkekler ve saygınlığına, namusuna, hanımefendiliğine tek söz edilemeyecek kadar iffetli bir kenar mahalle dulu. Anna WREN. Hikaye, Edward’ın notlarını temize çeken sekreterinin Edward’ın zulmünden kaçmasıyla ve Kahya Hopple’ın Anna’yı Sekreter olarak Abbey malikanesinde işe almasıyla ve Anna’nın tutkularını bastıramayıp Edward’ın peşinde

Alemlere Rahmet Resulün Doğduğu Gece

Resim
Medayin şehrine gece çökmüş halk derin bir uykuya dalmıştı. Yamaçtan kamyon büyüklüğünde taşların yuvarlanarak şehri ezip geçiyormuşcasına korkunç bir çatırdı sesiyleyataklarından fırlayıpuyandılar. Manzara korkunçtu ve telaş verici idi. Askerler Kisra'nın odasına girdiğinde korkudan yüzü saman kağıdı gibi olmuş şekilde yatağının köşesine pusmuş olarak buldular. Kisra'nın sarayının o heybetli nakış nakış süslü sapa sağlam burçlarının ondördü orta kirişi kırılmış ahşap bir ev gibi gibi çatırdayarak yıkılıvermişti.Geceyi korkular içinde geçiren Kisra gün ağarmadan tacını giymiş tahtına oturmuştu. Medayin şehrinin dini reislerini derhal bir toplantıya çağırdı. Toplantıda, cereyan eden hadisenin neyin nesi olduğunu görüşeceklerdi.Yahudiler arasında birçok alim vardı.Bunlar,kitaplarında Allah Resulü'nün geleceğini görüp,öğrenmişlerdi. Yıldızlardan hüküm çıkarma konusunda ustaydılar.Henüz müzakereye oturmuşlardı ki; sırtında kırmızı pelerini uçuşan, kömür karası bir at ile dö

Teşekkürler Öğretmenim

Resim
Yoğun ve yorgun geçen bir haftanın ardından dönüş yolundayız. Adaya lodos hakim ara sokaklardan havaalanı yoluna çıkıyoruz. Önümüzde lodos, arkamızda arabanın rüzgarı, kimini ters çevirip kimini havalandırıyor ölü yaprakların. Pencereden içeri giren iyotun kokusu, radyo vatanda çalan sanat müziğiyle nahoş eyliyor ruhumuzu. Ağlar gezerim sahili, sanki benimlesin / Ayda yüzün, geceyi öpen sularda sesin / Bilmek istemem şimdi, nerede, nasıl, kiminlesin (...) Yüksek dağların tepesinden su gibi taşarak gelen lodos, kıvrılan yollarda pencereden girip yüzümüzü okşayarak yolcu ediyor bizi. Ayrılık vakti. 2013 yılından beri gelip gidiyorum bu adaya çok nadir rotarsız yaptığımız uçuş sayısı, hem bizim kültürümüzde kuraldır: otobüs yolcuyu değil yolcu otobüsü bekler. Nasıl isyan edeceksin sisteme, “ bak tek bekleyen sen değilsin” diyen iç sesine boyun eğip bekliyorum sessizce… Bu yolculuktaki yol arkadaşım teşekkür ederim. Ercan havaalanındayım. Çekildim bir kenara bekliyorum. Arada bir duyduğ

35 Yaş Analizi

Resim
Demirel'e bir gazeteci sorar: "Sayın Demirel, Türkiye'nin durumunu tek kelimeyle özetler misiniz?" Demirel: iyi… Herkes şaşırır, Demirel mevcut duruma iyi demiştir sonuçta. Ama devam eder. Demirel: Ama iki kelimeyle özetlememi isterseniz "iyi değil"... Yani “Nasılsın” derseniz. İyiyim… :)Sevgili dostlar :) Gönderdiğiniz güzel doğum günü mesajlarının hepsini okudum. Gerenk zaman tüneline yazan, gerenk özel mesaj gönderen, gerenk blog üzerinden mail gönderen gerenkse arayan: Herkese tek tek teşekkür ederim. :) Geçenlerde bir arkadaş,”35 bitti 36 dan gün aldın” deyip matematiksel olarak bunu izah etse de ben kendimi bu sene hazırladım 35’e… C. Sıtkı 35 yaş şiirini yazdığından beri yolun yarısı diye biliyoruz. Ölümle enseye tokat bir rabıtayı sürdüre sürdüre ona karşı kayıtsızlaşmışız. Unutuyoruz, o kaçınılmaz sona hergün biraz daha yaklaştığımızı, zaman çarkının dişlileri arasında öğütülürken. Zaten unutmak için süpürmedik mi mezarlıkları şehir içinden. Neyse

Benzer Yazılar

Niye Yaşıyoruz ?

Sarı Yaz

Beyazdan Griye