Kayıtlar

Günce etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gariban Hasan'ın Anısına

Resim
Aynı fikirdeyiz biliyorum. Hiç kimse sevmez gece yarısı acı acı çalan telefonları, sadece acının habercisidir ve size acıyı haber verip kapanır... *** Yıl 99 zemherinin başı, gece hamamı kapattık eve gidiyoruz. Yaşım 16. Eve giden son çıkışı geçtik Gümüşhacıköy istikametine devam ediyoruz.Dayı nereye gidiyoruz. dedim."Kaçıyoruz yeğenim buralardan." dedi.Gecenin biri olmuş saat, yer demir gök bakır dışarıda, camları buğulanmıştı siyah şahinin bayrakçamı inerken. Çok iyi hatırlıyorum. Merzifon'un radyosu tempo fm de oy nerdesin çalıyordu. Oy nerdesin de kaldır kolun perdesin. İlk defa dayımı, bir türküyü mırıldanırken duymuştum. Ben de güzel bir türkünün varlığını öğrendim. Samsun'a kadar gideceğiz diye geçiriyordum içimden halen nereye gittiğimizi söylemiyordu. Gümüşhacıköyü geçtik çıt yok söylemiyor. Dışarıda kar başladı yüzüme düşer gibi yapışıyor cama, galiba gerçekten kaçıyoruz sandım. Çünkü kar böyle devam ederse dönüş yolunda Bayrakçamı çıkamayacağımız kesind

İstanbul Güncesi

Resim
İstanbul'a Karaköy de Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü var. 2012 yılında 14 Hafta göreve gittimdi. Bir akşam iş yorgunu Fındıkzade den bindiğim tramvayda iş yorgunu otele giderken yazmışım aşağıdaki yazıyı, Facebookun anılar kısmında buldum... O günden bu güne değişen bir şey yokmuş yazım dilimde. İşte size okunası, güzel kısa bir yazı.. *** "Karaköy istasyonundan Bağcılar istikametine doğru tramvayla ilerliyorum. Başkent gibi havada siyaset kokusu trafikte siren sesi yok yolcu sayısı ve durum normal... Arkamdaki koltukta eski bir toprak var. Petrol ofisi şapkası hafiften kirli sakalı ile 65 yaşında yorgun bir emekçi. Tramvaya binerken ayağına basn genci, bir boksör gibi sıkıştırmış köşeye, başladı lafları ile;"bizim zamanımızda" sözleriyle,çocuk iki durak sonra inip kurtuldu... Neyse... Başımı kaldırıp etrafa bakıyorum... İnsanlar çok sessiz, hemen herkesin elinde bir akıllı telefon var. Dış dünyaya kapalı sanal dünyaya açıklar... Konuşmuyorlar ama yazıyorlar... K

Yazı Dilden Anlamalı

Bir kez daha anladım ki, hiç değişmeyen yılbaşı haberlerini okuyunca kitlesel iletişim araçlarından insanlara seslenmenin belirli zorluğu var. Bir cenaze evine gitseniz kapıdan girdiğinizde acıya ortak ve empatik bir hicranla selamlarsınız acıyı yaşayanları. Yılbaşı kutlamasına sere serpe bir heyecan ve coşkuyla gidersiniz. Halet-i ruhiyeniz taziye ziyaretinde farklı; maç hezimetinde farklıdır… Fakat bir klavye başında içinizden geçenleri yazıyorsanız, bir tv ekranında ya da bir radyo mikrofonunda sohbet ediyorsanız hangi koşullarda kimin dünyasına, hangi eve nasıl girdiğinizi bilemezsiniz. Okurlarınız,dinleyicileriniz yada sizi takip eden kitle hiç tanımadan yazıştığınız bir chat ya da mektup arkadaşı gibidir. Sizi; okurken,dinlerken, izlerken hagi ruh halinde olduğunu, o an aklında nelerin uçuştuğunu bilemez ve tahminde edemezsiniz. Bu durumda boşluğa bıraktığınız cümleler, bazen onun ruh haline denk gelir ve tam gönlünden fethedersiniz; çoğu zaman ise hangi dilde olduğunu kestire

Truva

Resim
Truva filmini daha önce izlemiştim. O zamanlar savaş sahneleri kılıç sesleri görsel efektleri güzel olduğu için ilgimi çeken bir film olmuştu. Bu akşam yine izledim Truva’yı ama yıllar önceki sahnelerden çok konusu ilgimi çekti. Yenileceğini bile bile girdiği düelloda onuru için, kendi surlarının dibinde kendi ordusunun gözünün önünde ölenprens Hektoru ve ölüme kafa tutan korkusuz Achilleus’u (Aşil) izledim ve anladım ki onurunu koruyan savaşçılar milyonlarca yıl yaşarmış…Hayatın sınır boylarında yaşayanlar için sınırın ötesi, tanıdık bir komşu toprağıdır. Bir trapezci için zamanında yakalanamamış bir bilek kadar yakındır o toprak.... Bir gladyatörün dalgınlığındadır. Oto yarışçısının virajında... Ölümle enseye tokat bir rabıtayı sürdüre sürdüre, ona karşı kayıtsızlaşmışdır. Sınır boylarının mayınlı tarlalarını yiğitçe adımlamaktan, ecelle tedbirsiz dalaşmaktan zevk alırlar. Üstüne pervasızca koşarak Azrail'i ürküteceklerine inanırlar. Bir Rus ruletinde beyni dağıtmayan her teti

İçine Atanlar

Resim
Suskunluğundan tanırım kendisini... Yüzünde her daim nöbete durmuş ve içindeki zelzeleyi maskeleyen o sahte gülücüğü bilirim. O sarsıntının yüreğinde açtığı derin yarıklardan en küçük bir iz yansımasa da yüzüne, ters çıkarılmış bir kazağı düzeltir gibi içten kavrayıp dışa çevirseniz ruhunu,sanki yıllar yılı söylenmeyip saklanmış, dilin ucuna kadar gelip tutulmuş, tam haykırılacakken içe atılmış yüzlerce sözcük, hafızaya kelepçelenmiş binlerce söz, on binlerce itiraz, akıtılmamış bunca gözyaşı ilmek ilmek çözülüp saçılıverecektir ortalığa... Ama o konuşmaz dipsiz kör bir kuyusu vardır içinde, atar; Sabırla dinler, sitemsiz kabullenir ve ruhunun derinliklerine gizlediği çekmecelerde özenle saklar içine attıklarını... Sadece kendisiyle yüzleştiğinde çıkarır onları... Kimi zaman gizli bir günlüktür çıkarır çekmeceden yazar... kimi zaman da sırdaş bir silahtır sıkar. Neden bazıları ağzına geleni söyleyip rahat uyku uyurken, "içine atan", sessizliğe gömülüp kendi dehlizlerinin

10 Kasım

Resim
Siyah dumanı boğazın gri sisine karışarak limandan uzaklaşan yarı ahşap bir vapurun izbe bir köşesinden İstanbul’u seyrediyordu. Yavaş yavaş boğazın serin akıntıları içinde ilerleyen vapurun güvertesine çıktı. Tan yeri henüz ağrıyordu. İstanbu’un eşşiz sülieti, minareler bulutlara değecek şekilde ufuk çizgisinde kalmıştı. Siyah kalpağını kafasına takıp paltosunun ön düğmelerini açtı, cebinden çıkardığı sarma cigaradan yakıp başparmağını hırkasının saat cebine koydu. Vapurun pervanesinden çıkan dalga izi uzaklaştıkça suya serilmiş beyaz bir ip gibi görünüyordu.Başını kaldırıp ufka baktı derin bir nefes çekip üfledi cigarsından, ağzından çıkan buhar ve duman boğazın sisine karışıp kaybolurken: gidecekler dedi gidecekler. “Geldikleri gibi gidecekler”... Ve yıkarak geldikleri yeri yakarak gittiler... Bugün işgalciler gideli 94 yıl oldu. Sen gideli 76 yıl. 76 yılda 76 ayrı kuşak yetişti, 72 ayrı millet barındı bu topraklarda. Hiçbiri unutmadı seni çünkü iz bırakanlar unutulmuyor buralar

Otel Odası

Resim
Kıbrısta Golden tulip oteldeyim.Her sabah alacele kahvaltıya inip takım elbise ile otelden çıkmak zorunda kalmak, otelin, uçağın, şirket tarafından karşılandığı, atacağınız adımın para karşılığında satın alınmış acı gerçeğidir iş seyahatleri… Lefkoşe’de Golden Tulip otelin 8.kat 809 nolu odasındayım. Açtım pencereyi çıkardım gravatı giydim yalnızlığımı, pencereden giren rüzgarla yaslı pelerinler gibi savrulan perdeyi çektim kenara,pencerenin önüne uzattım ayaklarımı. Güneş göz hizamda. Lefkoşe otoyolundaki arabalar ufka doğru ilerleyip gözden kayboluyorlar. Penceremin etrafındaki güversinler kayboldu akşam olmak üzere. Bilgisayarımı aldım kucağıma gazeteleri, köşe yazarlarını okurken ‘’Zeki MÜREN ölmedi’’ yazan bir linke tıkladım yanlışlıkla. Eski 45’lik şarkıları çalmaya başladı. Evet ölmemişti, az sonra batmak üzere olan güneşe inat, Türk sanat müziğinin batmayan güneşi. İlk defa dinledim, ayağında kundurayı Müren’den. Tatlıses’ten çok daha iyi söylüyordu. Belki de benim Türk sanat

30. Yaş Günüm

Resim
Aslında doğum günümden önce yazmak istemiştim bu yazıyı, iş yoğunluğundan dolayı bir türlü vakit fırsat bulamadım. Otuz yaşını geçtim geçen hafta… İlk yarıya az kaldı Ama belliydi böyle olacağı… Nicedir başlamıştı belirtiler: Yolda çocuklar “Amca şu topu atıversene” diye seslendiklerinde huylanmıştım… Sonra saçlarımdaki beyaz teller tescilledi yolun yarısına yaklaştığımı… Baktım ki, lise fotoğraflarım sararmış, sınıf arkadaşlarımda yaşlanmış. Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur olmuş… Eğlence ve aşk yerine… Gök gibi gürlemeye alışkın müziğimin sesini kısıyorum, içimdeki uçurtmanın ipini çekercesine… “Bizim zamanımızda” diye başlayan nutuklar atmaya başladım… Yıllar yılı dudak büktüğüm; ‘ölümden sonra hayat’a kulak kabartıyorum gizliden gizliye… İple çektiğim baharlara sırt çevirdim. Yaşamın orta sahasına girmişim… Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar kollarımdan. Biri, “Daha ne gördün ki” diyor yüzünde papatyalarla; “Asıl şimdi başlıyor hayat,..! Bundan so

Anneler Günü

Resim
Yıl 2014 Esenboğadayım Kıbrıs uçağını bekliyorum bugün anneler günü... Mitoloji, gökler tanrısı Zeus'un, Leda'yla birleşebilmek için kuğu kılı­ğına girdiğini yazar. Leda kuğuyu alınca şöyle der: "Bir kuğum olduğundan beri intihar etmekte özgür değilim artık"... Çocuklar, hasretle beklenmiş kuğularıdır annelerinin ve hayatına bir kuğu giren anne, "intihar etmekte bile özgür değildir artık..." Lakin annenin bu esareti, ister is­temez kuğusunu da tutsaklaştıracak ve bu ikiliyi aynı tutkunun prangalarıyla birbirine bağlayacaktır. Onlar sevginin rehineleridirler ve şefkatin pamuktan kıskacında yaşayıp gideceklerdir. Hayat, koruyucu meleğin kanatları altında öyle rahattır ki kuğular bir süre sonra alışırlar. Bu konfor alır götürür onları... Terli sırttaki bezler, gurur okşayan sözler, "Bak senin için bu börekler", "aman ne zahmet­ler"le hepten şımarırlar. Zamanla kart bir tavusa dönüştüklerinde bile "analarının biricik kuğusu&qu

Bir Bebeğin Günlüğü

Resim
Yıl 2014 Kızımı beklerken Merhaba günlük; henüz cinsiyetim belli değil ama isimlerim belli olan bir bebeğim. Kız olursam annem, erkek olursam babam ikinci çocuğu düşünmüyor. ilk kez karalıyorum sayfalarını, bu huyumu babamdan almışım o da seviyor yazmayı. Kendi hayatımdan bir kesit yok henüz, o yüzden ilk yazımda babam ve annemden bahsedeyim. 2006 yılının güz mevsiminde filizlenen bir aşkın meyvesiyim, emekçi bir babanın sendikalı bir annenin ilk çocuğu olacağım ben… Babam; 82 model kazasız boyasız bir işçi, ” işçisin sen işçi kal” diyen tayfadan. Acayip inat bir adam. Evlendiği günden beri nerelisin sorusuna; “doğma büyüme Amasya’lıyım ama köküm Gümüşhaneli” deyip başlıyor. İşte dedesi oralıymis 93 harbinde bu tarafa göç etmişler de berberlik yaparmış da falan da filan işte. Bu aralar haletiruhiyesi değişik otoritesi elinden gitti. Lafa gelince eşe dosta bayrağı yarıya indirdim otoritem elimde dese de vaziyet öyle değil ben biliyorum tv kumandasının kimin elinde olduğunu. Bugü

Yine Yeniden Resetledik

Resim
Bazen sıfırdan başlamak gerekir bilirsiniz, yeni doğmuş bir bebek gibi olmanız beklenmez sizden ama yeni başlangıç iyidir eskisinden. Ben de öyle yaptım. 2009 dan beri yazdığım blogumu tamamen anonim bir dünyaya taşıdım artık bilen yok benden başka bu anonim sayfanın yazarını, hem böylesi daha iyi, artık gereksiz sorularla muhatap olmayacağım. Bu ne biçim yazı oğlum sen kafayı mı yedin gibi bilindik arkadaşların saçma sapan sorularından arınacağım. Tamamen anonim bir sayfada özgürce yazacağım. Bazen bir karakter canlandırıp kafamda ona hayat verecek benzersiz olaylar yaşatacağım. Bazen geçmişten bir anımı buraya döküp sizlere hayattan dersler anlatacağım. Bazen yaşadığım bir tecrübeyi sizlerle paylaşıp geleceğinize tecrübe satan bir yazar olacağım. Ama en güzeli ne biliyor musunuz ? artık kalemimi hiç kasmadan yazacağım. Yeni bir sayfada yeni bir dünyaya yelken açıyorum. Belki çiçek açmış bir kiraz ağacıdır hayal ettiğim bel ki de umut yüklü bir gemide yüzülmemiş denizlere doğ

Neydi eski bayramlar

Resim
Eskiden beri içimi bayan "neydi o eski bayramlar" laflarından bir tane yazı yazacak kadar büyüdüm sayılır artık... Ne garip: Çocukluğumla aram açıldıkça, maziyle bağlarım güçleniyor sanki... Bayramlar, işten ve büyük şehir hayatından kaçmak için birer tatil vesilesi haline geldiğinden beridir eski bayramlar çınlamaya başladı kulağımda...  İlkin sesleriyle... sonra kokularıyla... Bayramların sesi vardı eskiden... Sahurda, ramazan davulcusunun sesi... İftarda gümbürtüyle patlayan topun sesi... Akşam, önce ezanın, sonra radyoda "Allahım sana inandım, sana sığındım" diyen spikerin davudi sesi... İftar sofrasında açılan ellerin, şükredilen nimetlerin sesi... Ertesi sabah, ahşap battal radyodan yayılan fasılda cıvıl cıvıl şakıyan cümbüşün, kapıda bahşiş almaya gelmiş davulcuyla mahalle çocuklarının sesi... Postadan çıkan kartın yaldızlı kapağı açıldığında, Noel şarkıları çalmaya başlayan piyanonun sesi... Öğleden sonra, arsada yeni bayram papuçlarıyla top oy

Etiketlerim

Etiketlerimi bu başlık altında güncelliyorum.

Benzer Yazılar

Uzakları Sevmek

Binance vadeli işlemler

Tellerin Arkasından 3 - Instagram