Yayınlar

Günce etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yazar Tanıtım

 Hımh Hımh Hımh. Benim ben benden habersiz buralara gelen okurlarım. Benim. Yokum gelemiyorum pek. Aslında zamansızlık ağırlık verdiğim başka bir proje var. Hele onları bir bitireyim. Hayallerime giden adımlara az kaldı. Bu ara sizlerde iyisinizdir umarım. Yaşamak ağrısı işte. Pandemi yoruyor bizi. Sarılmaları unuttuk. Herkes birbirinin gözüne çinli gibi bakıyor. Bu günler geçecek üzülmeyin. Veba avrupasında insanlar kırılıp geçerken bile bir şekilde tedavisi bulunmuş ve bugün vademecumlara tanı ve tedavisi eklenmiş... Her şey güzel olacak üzülmeyin. Kalbinizi strese sokmayın... Niye buradayım başlığın adı neden yazar tanıtım. Size yeni yazarımızı tanıtmak istiyorum. Size Sisyphus'tan bahsedeyim. Kendisi ile bir sohbetimiz oldu. bu konulardan bahsedince aslında onun da bir blogger olduğunu öğrendim ve teklifte bulundum. Yaz dedim kimse okumasada olur yeter ki içinde tutuma. Bilirsiniz sadece yazarken sözü kesilmez insanın. Kendisi henüz 30 yaşlarına girmek üzere olan bir yazarımız.

Niye Yaşıyoruz ?

 Başka bir deyişle; bu dünyaya niye geldik ? Bu büyük soruları ben de sizin gibi sıkça kendime, etrafıma, kitaplara soruyorum. Bu arayış çoğu zaman dallanan budaklanan soruların ya da cevapların arasında kayboluyor veya unutuluyor, sonra tekrar baştaki soruyla baş başa kalıyorum. Bugün bu soruya bir adım da olsa yaklaştığım düşüncesiyle sizlerle paylaşmak ve de görüşlerinizi almak istiyorum. Şimdiye kadar öğrendiklerimden anladığım; bizler öncelikle bu dünyaya kendimizi tanımak, bilmek ve gerçekleştirmek üzere geldik. Bu da diğer insanlar üzerinden kendi yansımalarımızı görmekle mümkün. Dış dünyayla gerçek bağlar kurmamız için öncelikle bu gerekli. Bunu da insanın içinde her çeşit duyguya sahip olduğunu kabul edip, durumlara göre duygu değişimlerini deneyimleyerek öğrenebiliriz. Başka bir deyişle, insan olarak her çeşit duyguya zıttı ile birlikte, zerrece de olsa içimizde bir yerlerde sahibiz; sevgi-nefret, kibir-alçakgönüllülük, iyi- kötü...  Şartlar ve tercihlerimiz doğrultusunda far

Sarı Yaz

Resim
S.a. herkese, nasılsınız. Hayırlı cumalar. Herkes iyidir inşallah. Sağolun ben de iyiyim... Sağ el bileğim ve sağ omuzumun boynum ile birleştiği yerden tutulmuş bir meslek hastalığından muzdarip şikayetçiyim. Bunun dışında Akhilleus gibi, ayak bileğimden vurulmadıkça ölmem merak etmeyin. Sabah servisi kaçırınca, bu kezlik, o mağrur gururuma "kes lan" deyip, ezik ezik arabayı istedim eşimden. Eşimin iş yeri eve yakın olduğu için. Ayyy yazııık. Ben bugün geç gideceğim sen al anahtarı dedi. Oysa ki daha dün olan küçücük bir  çizik bıraktığı kazada senin numaranı verdim fotoğrafanı çektim gönderiyorum, çen halledermiçin demişti. Kararını değiştirmeden topuklayıp çıktım evden. Cebeciden Gölbaşına üç vesait gidemezdim... :) Neyse ki gardiyanlar durumu farketmeden hücreme döndüm... *  Gölbaşında penceresiz bir toplantı salonun yarım sırtlık koltuğuna yaslanıp, sırtımın kalan kısmını ve başımı duvara yasladım. Kendimi ayağında bir bebeği uyutan anne gibi, hafifçe ayaklarımla sallay

ALGI

Resim
  Algı nedir ? Hepimizin yüzeysel olarak bilip, derinlemesine fikrinin olmadığı bir kelime ve konu. Her bireyin algısı kendine özel ve eşsiz. Algımız, bizim düşünsel filtremiz. Bizi biz yapan kararlarımızı, bakış açımızı, hedeflerimizi yöneten, duyu organlarımızdan gelen bilgileri yorumlayan zihinsel bir filtre. Gelin biraz daha açalım algıyı.  İnanç, Duygu, Düşünce, Değerler, Tecrübeler, Ön yargı, Beklenti, İhtiyaç, Korku, Doğrular ve Yanlışlar, Anlık Ruh Hali, ve daha niceleri bir araya gelerek kişinin kendine özel olan algısını oluşturuyor ve birey olarak bu algı üzerinden kendi gerçekliğimizi yaratıyoruz. Bu algıya göre dış dünyayı algılıyor, kararlar alıyor ve yaşamımızı şekillendiriyoruz.  Mesela, aynı yemeği yiyip birimiz acı, birimiz tuzlu buluyoruz. Birbirimize en yakın ve benzer olduğumuz fiziksel algılarımız bile aynı ürün üzerinde bu kadar farklıyken, algıyı oluşturanların farklılığıyla ortaya çıkan sayısız öznel algıyı varın siz düşünün. Bu yüzden aynı şeylere bakıp apayrı

Bir Yudum Sevgi

Resim
 Yeni tren garının orada taşımacılık A.Ş genel müdürlüğündeyim bu hafta. Tüm dünyayı sarıp giden kovıd-19 virüsü yüzünden bütün dünya da yaşam durmuş durumda. Eski tren garının yer aldığı taş binanın ikinci katındayım. Beş bi odadanın köşebaşındaki bir masada yer gösterdiler. Oturdum. odada ki arkadaşlarla hasbihal ettikçe bilet sistemindeki hataları çözümleyen arkadaşlar olduğunu öğrendim. Hani siz bilet alıyorsunuz; erteliyorsunuz, iptal ediyorsunuz ya işte o biletlerde oluşan hataları ayıklayan arkadaşlar bunlar. Emekleri var üzerinizde sizleri sevdiklerinize kavuşturuyorlar. Kara tren salınıp gelirken onlarda dijital dünyadan satın aldığınız biletleri sizlerin telefonuna kısa mesaj ile ulaştırıyorlar. Hükümet hamilelere izin verince burada çalışan yeni hamile bayan arkdaşın yerine geçici olarak geçer misin dedikleri için geldim. Hani belki iki yeni insan tanırız. İki arkadaş ediniriz. Derken sigara molasına doğu expresini uğurladım... Sonra boş boş otururken. videolara daldım.

Tesadüfünü Sileyim Hayat

Resim
 Dikkat bu yazı ağız dolusu küfür içerebilir... Bugün bayramın beşinci günü, akşam serinliğine doğru arabayı yıkamaya götüreyim istedim. Malum çoluk çocukla yola gidince sıkıntı oluyor biraz kız batırdı arabayı dönüş yolunda hastalandık hava değişimi su değişimi çarptı çocuğu bulantı kusma yıkılıyor. Arabayı yıkamaya götürüyorum Beşevler de Mareşal Çakmak ta güzel bir yıkamacı var temiz yapıyor işini yıkanacak araba çöp olan herşey paspasların üstüne bıraktım. - Ne zaman biter soruma *bir saat sonra gel abi deyince taze çaylarından alıp benim mekanda yakın ya oraya gidem dedim parkta otururum. Belki kelimeler toplarsam birleştiri size bir yazı çıkarırım diye düşündüm. Elimde taze çay Mareşal Çakmaktan Akdeniz caddesine doğru ilerliyorum. Akşamları Trawesti dolar bu caddeye her boy bacak gösterisi olur bu kaldırımlarda uzun süre göz göze gelirseniz size teklifte de bulunurlar. Hemcinslerine karşı ilgisi olanlara duyrulur. :) Öğlen sıcağı yerini ikindi serinine bırakıyor güneş ısrar

İşler Tersine Dönünce

Resim
 Bu aralar stresliyim biraz sizlere de pek vakit ayıramıyorum. Özür dilerim. Şu itiraz işlemlerine devam ettim. Beklemedeyim. Bir de eşimin iş yeri değişikliği ile ilgili üç yıldır yaşadığımız bir sıkıntı vardı. İş yeri olduğu için müdahil olmak istemiyordum. Ancak ikinci çocuktan sonra mecburen dahil olup eşimin çalıştığı kurumdaki şube müdürüne arzu hal etmeye gittik. Aman ne göreyim; 55 yaşında, halden, hukuktan, anlamayan bencil bir kadın, bekar üstelik. Ne anne duygusundan anlar, ne annelik, ne de halden anlayacak bir tip değil. Her neyse durumumuzu etik bir dil ile izah etmeye çalıştık. Ancak duvara konuşsak daha iyiydi, en son çıkarken de söylediği söz ne devlet terbiyesine yakışır, ne bürokrasi diline, ben de hırs yaptım ve sinirlendim. Benim bu soruna bir şekilde çözüm üretmem gerekecek deyip çıktım. Bu sabahta kurumuna giderek aşağıdaki dilekçenin aynısının kişiye özel derecesi ile kurumun üst makamına ve etik kuruluna şikayetimi ilettim. Bakalım ne sonuç çıkacak yakında b

Eski Defterler

Resim
 Hayatın her köşesinde çıkar karşımıza, bazen küçük notlar, bazen umulmadık bir köşebaşında göz göze gelenler, bazen de arayıp bulamadıklarımız gibidir eski defterler. Çok eskiden okuduğunuz bir kitabın boş bir yerine yazılıp çıkan bir not hatırlatır size, bir zamanlar onun uğruna döktüğünüz gözyaşlarını, küçük bir tebessüm ile hatırlayıp kapatırsınız o eski kitabı, zaman silmiştir bütün gözyaşlarını. Karıştırdığınız bir sandukanın dibinden çıkagelir eski bir fotoğraf, zamanında aynı davanın yolcusu olan dostunuzun yüzüne nefretle bakarsınız. Sararmış bir karede, -iyi ki der, insan içinden. Bugün dava arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilenler... Benim geçmişimde küstüğüm dava arkadaşlarım olmadı, fotoğraflarımdan kesip attığım dostlarımda, ama bugün 16 senelik bir defteri kapattım. Cep numaramı değiştirdim. 16 senelik geçmişimi kimseye haber vermeden sildim. Hastane de çalıştığım dönemde tanıştığım insanlar, ek iş yaptığım dönem de dostluk kurduğum çevreler, köyden kentten

Tüm Öğretmenlere

Resim
Siz hiç boş kaset doldurdunuz mu ? Tarihte yazdığınız bir not buldunuz mu ? Ya da bunu da saklayım ilerde lazım olur dediğiniz bir şey oldu mu Şimdi bir bant kaydı açın ve ona bir şeyler söyleyin. İyiden, güzelden, çirkinden, gelcekten, umuttan, hayallerden, güzel bir dünyadan bahsedin. Şimdi bu kaydı durdurun. Yeni bir kayıt başlatın. Buraya da; nefretini, öfkenizi, kininizi, sevgisizliğini, sevmediğinizi, kötülüğünüzü, kaydedin. Ve kaydı kapatın. Tozlu raflara kaldırın. Bu iki kayıtta iki ayrı öğrenciniz var... *** Onlar daha çocukken tanıdı sizi. Gözlerinde büyüttüler size özendiler. Kendi aralarında anlaşamadıklarında bile; "öğretmenimden iyi mi bileceksin o böyle dedi" ler. Sizi sevgiyle kucaklayıp gözlerinize bakarken onların yüreğine sevgi tohumları ektiniz. Boş bir tarlaya yeni umutlar serptiniz. Gelecek çabuk geldi o ektiğiniz boş tarla yeşerdi. Ne görüyorsunuz. ? Yemyeşil bir tarla, türlü renkli çiçekler yeşertmiş, çalısında kuşlar, çiçeğinde arılar b

Günaydın Mesajı

Resim
 Günaydın, adını bilmediğim insanlar, günaydın memleketin dört bir köşesinden tesadüf eseri blogumla tanışıp aynı dili konuşabildiğimiz yüreği temiz insanlar, günaydın adını bilmediğim gibi, cinsiyetini de bilmediğim ayırt bile etmeden hepinize ayrı ayrı sarılmak istediğim bayanlar-baylar... Ulaşabildiğim herkese gönderiyorum bir günaydın mesajı. Günaydın, sabah mesaisine giderken radyodaki şarkının ardından çıkan reklamları dinlemek istemeyenler. Günaydın, radyo kanalını değiştirme tembelliği yüzünden dakikalarca reklam dinleyenler. Günaydın, radyoyu açtığında en çok sevdiği şarkının çalmaya başladığını duyunca içine değişik mutluluklar dolduranlar. Günaydın, tam durağa geldiği an da otobüsün gelmesiyle, sanki kendi aracına binip yoluna devam ediyormuş gibi değişik mutluluklar yaşayanlar. Günaydın, yalnız çıkılan bir seyahatte direksiyon başında bin türlü hayaller kurarak önüne bakanlar. Günaydın, dorsesine yüklediği malı kaptan köşkünde türküler söyleyerek bir tırın üzer

Eski Aşkları Özlemediniz mi ?

Resim
Neyi arıyorsan sen o´sun der Mevlana zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksın der. Aşk zulmederek yaşatmamış mıydı aşkın kendisini. Hitler de Darwin'in evrim teorisine inanıp evrimin gelişmesine engel oluyor diyerek iki binden fazla sakat, özürlü insanı katlettirmemiş miydi. Bundan daha büyük zalimlik olabilir miydi. Bir insanın yaşama hakkı elinden alınarak sorgulamadan, yargılamadan bulaşıcı hastalık taşıyan hayvanlar gibi toplu itlaf edilmesinden daha büyük zalimlik olabilir miydi ve o öldürdüğü insanlardan birinin kız kardeşine aşık olup acı çekmiş Hitlerin Kadınları diye kitaplar çıkmış ve aşk kendini zalime de kanıtlamıştı. Zulümden kaçıyor, birbirinden korkuyor insanlar şimdi, şimdi aşık olmak büyük zulüm oldu. Ucuz sevgiler gibi ucuz laflarda türemeye başladı. "ilk görüşte aşka inanıyor musunuz ? yoksa dışarı çıkıp tekrar mı gireyim" gibi… Çöpçüler artık boş içki şişelerinin içinde başlayıp dibini bulmadan biten şehvetli aşkları ve bu aşka tek şahit ol

Evrene Bir Mesaj

Resim
Bir dönem kişisel gelişim kitaplarının çok satmasına ya da inancı olmayan gavurların ettiği duaya denirdi. Bu slogan tutmuş olmalı ki evrene mesaj gönderenlerin çoğu cevabını aldığını iddia etmişti. Sonra meslek dalına girsin girmesin sonu "log" ile biten bütün meslek dalları bu sloganı benimsemiş olmalı ki hepsi hakkında bir yorum yapmıştır. Sonra duruma felsefeciler el attı. Oldurmanın 7 yasasını çıkardılar. Yogo denen bir sistem ile evrene mesaj göndermek isteyen herkesin ilgisini çekip kupayı kaptılar... Ben de bir mesaj vermek istiyorum Evrene; Kapatıyorum gözlerimi, Böyle yavaşça salıp tüm kaslarımı gevşetiyorum kendimi. Dört tarafı denizlerle çevirili, Leylek başını andıran bir adaya gidiyorum. Dört mevsimi aynı bir adanın karpazında, serin bir ağaç gölgesinde bağdaş kurup çöküyorum. Avuçlarımı sivri bir ok gibi doksan derece bir açı ile omuz hizama dikip derin bir nefes çekiyorum. Zihnimi tüm telaşlarımdan arındırp altın sarısı bir kumsalın yeşil ile birleştiği

Temizlik Kolu Başkanı

Resim
İlkokul dördüncü sınıfa kadar köy de okudum. İlkokul ikinci sınıfta temizlik kolu başkanıydım… Annem her pazartesi arkadan ilikli siyah önlüğümün yaka cebine, köşeleri gri ve mavi çizgili beyaz mendil koyardı. Pastırma yazı bitip kış basınca burnum çok akar ve her defasında, sağ ve sol kolumun dirsek hizasından bileklerime kadar burnumu çekerek silerdim.Siyah önlüğümün üstünde sümük kuruyup güneş vurunca yakamoz gibi parlardı… Sonra her sabah öğretmen sınıfa girmeden önce kızlar başlarını kollarının arasında masaya koyar, örgülü saçlarını tutan beyaz lastiği ahşap kalemle çektirerek fırlatıp saçlarını iyice dolaştırarak bit, tırnak ve el yüz kontrolü yapardım. Öğretmen sınıfa girdiğinde kızların hepsi tülü başlı bir şekilde ilk derse başlardı. Daha sonra bütün kızlar toplanıp beni şikayet ettiler ve temizlik kolu başkanlığım bir muhtıra ile elimden alınarak istifa etmeye mecbur bırakıldım… Ancak üçüncü sınıfa, sınıf başkanı olarak başladığımda yine kontrol bendeydi. Şimdi o yıllar

Mayıs Yedisi

Resim
 Eski hesapta babaannem gökyüzüne bakarak ve bazı isimlerle yılı özetlerdi ama ne olursa olsun "mayıs onbeş demeden yaz gelmez" derdi... Mart dokuzu kışın en sert olduğu mevsim, martın 10 ile 15. günleri, ağacın ömrünü belirlermiş, mart ayındaki güneşte kabuğu gevşeyen ağaç kendini bırakırsa bahara çıkamazmış öyle sert ve soğuk geçermiş. Hatta köylerde yaşayan insanların kışlık yakacakları bu ay içinde bittiği için mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır derler. Abrul beşi, Nisanın 15 ile 20. günleri, güneşe inanıp tomurcuklanan ağaçlar çiçek ağacın dallardaki meyveyi yakarmış bu da o yıl abrul beşinde kar yağar ve hava don olursa çiçek yanarmış ve o yıl ki alınacak meyvenin verimini düşürürmüş. O yüzden derler ki; "kork abrulun beşinden öküz ayırır eşinden, çocukken hatırlıyorum bir keresinde erken olan kirazın dalına kar yağmıştı. Gün dönümü, Haziranın 21. gününe denk gelir. 21 Aralıktan itibaren er gün bir dakika kısalan günler 21 hazirandan itibaren her gün

Girişimci

Resim
Bir otomotiv devi yeni fikirler bulmak için mühendislerini afrikaya, yoksul insanların diyarına gönderir. Mühendisler, sokakları gezerken çocuklara hayallerini sorarlar. Elinde tahta arabasıyla oyanayan çocuğa yaklaşıp, nasil bir araban olmasını istersin diye sorar, mürekkep kokan elleriyle siyah çocuğun hınzırca ensesini kaşıyan beyaz yakalı bir mühendis... Çocuk, yay gibi gerilen dudaklarıyla başını kaldırıp güler. Sonra buruşturup dudaklarını, güneş içine girsin rüzgarda tarasın saçlarımı der. Yalancı bi tebessümle güler hayal taciri önleri dişleri dökülmüş karamel renkli çocuğa ve kalkıp uzaklaşır yanından. Tabi not eder her cevabı kendi ülkesine gidip ar-ge servisine vericek yeni fikirlere ilham olacaktır. Bu yüzden gelmiştir toprak renkli insanlarin ülkesine. Dönüş yolunda notları kurcalar hayal taciri çocuğun cevabını okuyunca bir ışık yanar aklında aradığını bulmuştur... 2 yıl sonra en işlek caddelerdeki reklam tabelalarında, kırmızı renkli üstü açık arabada, bir eli direks

Yasama Yürütme Yargı

Resim
Bakkal Adil sedirciler mahallesinde,mahalleyi ikiye bölen tören caddesinin ortasında, arnavut kaldırımlı taşkent sokağının cadde ile birleştiği köşebaşında, mahallenin bakkalı ve herkesin veresiye alabildiği bir esnaftır. Adil olduğunu herkese göstermek için tabelasında Adil Bakkal yazar. Ancak en büyük adiliği tartıda ve emekli, unutkan yaşlılara verdiği veresiyeleri deftere fazla yazarak yapmaktadır. Tartıda her bir kiloda 50 100 gramlık hileler yapmakta, veresiye defterine geçirdiği ürünlerin fiyatını yüksek göstererek kendince faiz uygulamaktadır. Mahallenin çocuğu olduğu için herkes tarafından sevilen ve güven duyulan bir esnaftır. Bakkal Adil yıllarca bu adiliğe devam eder. Esnaf olduğu için günün büyük bölümünü yalnız geçirmekte, insanların ona güvenerek aldığı ürünlerde yaptığı hileleri hesaplayarak kazandığı parayı düşünmektedir. Ara sıra içindeki ses Adil’in her hile yaptığında fısıldasa da bu sesi dinlemez. Mahallenin çocuğudur Adil, elinde büyüdüğü insanları kandırmaktadı

Tozlu Sandukalar

Resim
 Dönemin başbakanı yıldırım Akbulut’a Dönemim devlet arşivleri genel müdürü sormuş.-Sayın Başbakanım, arşivde evrak saklayacak yerimiz kalmadı saklama süresi dolanları ne yapalım imha edelim mi ? Akbulut biraz düşünmüş. -Birer kopyasını alıp imha edin demiş… Devlet arşivleri yönetmeliği, diyor ki: örneğin, A klasörünün saklama planı 20 yıldır. Bu klasöre kaldırılan evraklar 20 yıl saklanır. Saklama planı dolduktan sonra tasfiye sürecine alınabilir.Bunun gibi örnekler işte… İnsan da öyle değil mi.?  Devletin saklama planı olduğu gibi, bizimde geçici ve kalıcı hafızalarımız var.  Bürokrasi, en gizli evraklarını, en uzun saklama planlarında arşivler, insan ise, en gizli sırlarını aklının en kör noktalarında gizler ve iyi bilirler ki; bu sır açığa çıkarsa ikisini de hapseder… Acılarımızı, mutluluklarımızı, hayatımızda iz bırakan her olayı, kalıcı hafızamızda saklarız.  Bizimde hafızamız dolar zamanla,bazen acının bulunduğu raflara, bazen mutluluğun arşivlendiği raflarda gez

Kırık Kalpler Diyarı

Resim
Sözleşmeden buluşuverir kırık kalpler / Anlatılmaz ama ordadır bütün dertler… Hepinize komik gelebilir, yapılan “mutlu aileler’’ araştırmalarına bakılırsa Türkiye mutlu evlilikler diyarı olarak görünüyor… Yazın uzatma dakilarında akşam güneşi altında bizim sokağın başında sırtımı ısıtarak yürürken, bir kadın kocasına hem ağlıyor hem bağırıyordu. Penceresi açık unutulmuş bir aile içi şiddete üzülerek şahit oldum. Aile içi şiddetin, şiddetli ge­çimsizliğin en geniş boşanma nedeni olduğu, bo­şanma oranlarının her geçen gün arttığı Türkiye, neden araş­tırmalarda "mutlu evlilikler diyarı" olarak görülüyor düşündünüz mü?. Biz batıya özenirken, neden batı bizi örnek gösteriyor? Çünkü burası aynı zamanda "kol kırılır yen içinde" zihniyetiyle susturulan insanların ülkesi... "Kan tü­kürürken kızılcık şerbeti içtim" demenin kutsandığı, boyun eğmenin erdem sayıldığı, suskunluğun kol gezdiği bir "tevekkül toprağı..." Duvarları öylesine kalın ki, ne

Yardım Aldığınız Yerden Emir Alırsınız.

Resim
 Sene 96 orak ayı mevsim haziran sıcağı. Orta sondayım. Jandarma karakolundan iki asker okullara broşür dağıtıyor. Astsubaylık sınavlarına giriş başvuru broşürü. Erkek çocuğuz ya seviyorum üniformayı. Dedim kendime ben başvurcam bu sınava asker olucam, belimde silahım omzumda rütbem olacak. Gün gelecek adam olacam. Orak ayında zordur köyden çıkmak,iş-güç harman tozunda boğulur insan. Başvuru şartları açık açık yazıyor. Bu şartlardan biri de ebeveynlerin fotolarını istiyorlar. En kötüsü de annemin başı açık fotosu birinci kural. İkna edip götürdüm ilçeye çektirdim annemin vesikalık fotosunu tüm belgeleri hazırlayıp gönderdim şuan yaşadığım bürokrasinin başkentine... Harman tarlasından patozun tozunu yutmuşuz buğdayı römorka yığdık öğle vakti eve gidiyoruz. Köye vardık ki bizim kapıda mavi bir renault 12 sedan memleket plakalı ama adamlar yabancı. Bizim eve yöneldiğimizi görünce indiler çeşme başındaki gölgeden selamın alekyküm deyip yanaştılar babama. Köylünün bam telidir din iman. Al

Madison Kasabasının Köprüleri

Resim
Zordur köprüleri yakıp yıkmak... Sıradan günlerin şefkatine, güzel sabahların mahmurluğuna alışanlar için, bir tan vakti aniden, dünden, bugünden vazgeçip, ruhunda hep saklamayı başarmış bir yarın heycanına tutunarak limandan açılmak cesaret ister. Kurulu düzen rahat ve huzur doludur. İçine gömdüğün çocuğu, senelerce kınında iki yanı keskin bir kılıç gibi uyandırıp, savrulup ileri atılmak. Yaman bir karardır bu. Mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyet etmek. Çeker kolundan iç sesin; "bi sakin ol hele, bunca zaman bunca emekle kurduğun ne varsa hiçe mi sayacaksın" der. Diz yapmış pijamanızla gömülürsünüz oturma odasının sıcaklığına. Genellikle bugüne yenik düşenler, hoş bir hayal düşleyip dünde yaşarlar. Bedel ödemeyi kabul edenler ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkasında külden köprüler, köpükten çizgiler bırakarak bilinmeyen bir geleceğe doğru dümen kırıp giderler. Yakıp attığınız sırat köprüsüdür. Geçer ve orada kalırsın. Ya cennettir ya cehennem

Benzer Yazılar

Ağlıyorum

Pandemi Kafası

Pazar Pikniği