Pazar Pikniği

 Uzun aradan sonra bu hafta çocuklarla birlikte eşimin liseden arkadaşı ile ailecek Çamlıdere'ye pikniğegittik. Zeynep, Kerem ile oynadığı topu kaybedince çıldırdı. Ay ışığına tosba güdüyoruz ya  Göz ile kaş arasında küçük bir çocuk topu alıp yanımızdan gitmiş. Zeynep susmayınca topu aramaya çıktım. Sebep olacak işte. 
Tesadüfen piknik alanında Memleketten komşumuz Münir ile karşılaştım. 
Ankara'ya abisini ziyarete gelmiş. Beni yüzümde sakal kafamda şapka ile tanıdı. Biraderin adı ile seslendi olsun ama tanıdı beni bir tur yanlarından geçtim onları görmedim bile dönüşte tanıdı beni. Sonra tam öğlen sıçağında Çamoluk alanındaki gölü gezmeye gittik. 
Fotoğraf ordan. Kerem en az elli tane kozalağı ısırıp ısırıp attı. Annesi eli ensesinde gezerken benim umrumda bile değildi. Sonra yorulup kaşlar çatılınca nöbet değişti. Onlar kahvaltı ile uğraşırken benKeremi Zeynep'e emanet edip gölgeden izledim de çocuk rahat rahat ısırıp attı kozalakları.
 Piknik güzeldi ama dur deyince durmayan, ye deyince yemeyen, otur deyince oturmayan beş tane çocuk ile tam bir eziyetti. 
Ama olsun çam kokusu iyi geldi. Sabah dokuzdan akşam yediye kadar geçen zamanın en güzel on dakikasını anlatcam şimdi.

Semaverin yanında hafif yamaç bir zeminde tepemde sarıçam ağaçlarının hışırdayan esintisi ve arada bir buz gibi gelen rüzgar terli saçlarımı kuruturken, avuç içlerimi toprağa gömüp kollarımı arkadan sırtıma dayak yapmış 50 derece açı ile kaykılmış gölgede semaveri kaynatmaya çalışıyorum. Bir ara yan dönüp sol dirseğime dayanarak elimdeki çubuğu akrebin yuvasına sokar gibi semaverin bacasından sokup içerdeki odunları karıştırıyorum. O serin rüzgar çam kokusunu burnuma getirdikçe ve iğne yaprakların hışırtısı ile öyle bir ağırlık çöktü ki dayan dayanabilirsen.
Böyle yeşilçamda gazozuna ilaç katılan o masum kadının aniden bastıran derin bir uyku ile celladının kollarına düşmesi ya da kırkı çıkmamış bebeğini müşfik bir annenin kollarında parmakları ile alnını okşayarak uyutması gibi artık beni taşıyamayan sol dirseğimden ağırlığımı kesip sırtımı toprağa verip başım düşünce arkaya şapka kapandı yüzüme.
Uzaktan gelen insan sesleri, yanımdan geçen birinin kuru dallara bastıkça çıtırtı ile gelen ayak sesi, ilerdeki piknikçilerin yakan top oynarken gelen bağırışları, içine doldukça ezilmiş pet şişeyi çatırdatarak açan suyun sesi, sanki Orhan Veli'nin İstanbul'u dinlerken yazdığı gibiydi en son duyduklarım...
On dakika sürdü o güzel uyku. Neden mi? on daki semavere attığım son odun henüz sönmemişti.
Tüm günün yorgun eziyeti, o on dakikada üzerimden kalkıp gitmişti. Güzeldi.

Siz neyi seversiniz bilmem ama ben doğayı seviyorum. Çünkü sırt üstü yatılmış tuzlu bir denizin hiç yüzülmemiş bir koyundan kıyıya çıkmak ne kadar güzel ise, bir ormanın içinde sırtını toprağa verip aniden gelen uykuya teslim olmakta o kadar güzel. Ve ben bunu seviyorum. İyi haftalar.

Yorumlar

Benzer Yazılar

Beyazdan Griye

Korkularınızı Yenin

Karanlık Çökünce Anlar İnsan