Tozlu Sandukalar

 Dönemin başbakanı yıldırım Akbulut’a Dönemim devlet arşivleri genel müdürü sormuş.-Sayın Başbakanım, arşivde evrak saklayacak yerimiz kalmadı saklama süresi dolanları ne yapalım imha edelim mi ? Akbulut biraz düşünmüş. -Birer kopyasını alıp imha edin demiş…
Devlet arşivleri yönetmeliği, diyor ki: örneğin, A klasörünün saklama planı 20 yıldır. Bu klasöre kaldırılan evraklar 20 yıl saklanır. Saklama planı dolduktan sonra tasfiye sürecine alınabilir.Bunun gibi örnekler işte…
İnsan da öyle değil mi.? 
Devletin saklama planı olduğu gibi, bizimde geçici ve kalıcı hafızalarımız var. 
Bürokrasi, en gizli evraklarını, en uzun saklama planlarında arşivler, insan ise, en gizli sırlarını aklının en kör noktalarında gizler ve iyi bilirler ki; bu sır açığa çıkarsa ikisini de hapseder…
Acılarımızı, mutluluklarımızı, hayatımızda iz bırakan her olayı, kalıcı hafızamızda saklarız. 
Bizimde hafızamız dolar zamanla,bazen acının bulunduğu raflara, bazen mutluluğun arşivlendiği raflarda gezeriz…
İkisi de kalıcıdır hafızada, istese de tasfiye edemez insan…
Bir ömür tavan arasındaki tozlu sandukaların içinde bir türlü yakmaya kıyamadığınız anılarımız, nesnelerimiz saklıdır...
Acemi ve aceleci bir dokunuşla tenhada öptüğünüz ilk dudak, en yakın dostunuzdan yediğiniz ilk kazık, en içten gülümsemeyle çekindiğiniz eski bir fotoğraf, hatıra defterinizin arasından çıkan kuru bir çiçek, yazıp göndermediğiniz köşesi yanık pembe renkli aşk mektupları, kokusunu sıkıp gizlice verdiği kırmızı bir şal gibi, yıllarca yakmaya kıyamadığınız anıları tavan arasındaki eski bir sandukada saklarız...
Bazen bir nesne, bazen ilk ondan duyduğunuz bir söz, bazen de sert bir ağacın gövdesini oyarken parmağınızda kalan bir bıçak yarası olup çıkar karşınıza… 
Geçer oturursunuz sandukanın başına...
Bir an da çeker alırsınız kalıcı hafızanızdan ön belleğinize, şimdi hayat, siyah beyaz eski bir film şerididir...
Tenhada öptüğünüz dudak iç çektirir, duyduğunuz söz küçük bir tebessüm ettirir, kurumuş bir çiçeği koklarken ruhunuz yeşerir, göndermediğiniz mektupların pişmanlığı gözlerinizde nemlenir, en kötüsü parmağınızdaki izdir. Hiç değmeyecek biri hep gördüğünüz yerdedir.
Tavan arasına çıkıp tozlu bir sandukanın kapağına üfleyerek açtığınızda, artık tüm acılarınızın, mutluluklarınızın ömrü bir sigara içimliktir…

Çünkü köprüleri atarak çıktığınız yollar, geriye dönmemek içindir…

Yorumlar

Benzer Yazılar

Beyazdan Griye

Korkularınızı Yenin

Karanlık Çökünce Anlar İnsan