Madison Kasabasının Köprüleri

Zordur köprüleri yakıp yıkmak... Sıradan günlerin şefkatine, güzel sabahların mahmurluğuna alışanlar için, bir tan vakti aniden, dünden, bugünden vazgeçip, ruhunda hep saklamayı başarmış bir yarın heycanına tutunarak limandan açılmak cesaret ister.
Kurulu düzen rahat ve huzur doludur. İçine gömdüğün çocuğu, senelerce kınında iki yanı keskin bir kılıç gibi uyandırıp, savrulup ileri atılmak. Yaman bir karardır bu. Mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyet etmek.
Çeker kolundan iç sesin; "bi sakin ol hele, bunca zaman bunca emekle kurduğun ne varsa hiçe mi sayacaksın" der. Diz yapmış pijamanızla gömülürsünüz oturma odasının sıcaklığına.
Genellikle bugüne yenik düşenler, hoş bir hayal düşleyip dünde yaşarlar.
Bedel ödemeyi kabul edenler ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkasında külden köprüler, köpükten çizgiler bırakarak bilinmeyen bir geleceğe doğru dümen kırıp giderler.
Yakıp attığınız sırat köprüsüdür. Geçer ve orada kalırsın. Ya cennettir ya cehennem... dönüşü yoktur.
İş yerindeyim. Hava soğuk buz gibi ayaz, yüzüne iğne gibi vuran yağmur taneleri sokağa adım attırmıyor kimseyi. Film arşivime listeledeğim filmlerim vardı. Fırsat buldukça sırası geleni izliyordum...
Madison kasabasının köprüleri filmini izledim. Clint Eastwood'un en iyi filmlerinden.
İzleyenler hangi ruh ile izledi bilmiyorum ama bana, herkesin ruhunun derinliklerinde sakladığı o koparıp ipini atılası, yakılası köprüleri hatırlattı.
Tüm ömrünü sohbetsiz, muhabettsiz sofralara yemek hazırlamaktan ibaret olan, kendi halinde bir ev hanımının, günün birinde kapısını çalan bir yabancı ile yaşadığı 4 günlük yasak ilişkinin ruhumuzdaki şeytanın kapılarını nasıl çaldığını anımsattı.
Çeyrek asır kendini, kendinden bile saklayan bir kadının, dört gün içinde kendisini tanıması ve çeyrek asırdır ıskaladığı mutluluğu, bir yabancı ile yaşadığı dört günlük ilişkide yakalaması, izleyen herkese tanıdık bir duygu gibi gelmiştir.
Film izleyenler yasak bir ilişkiye göz yaşları ile onay verirler miydi ? acaba.
Ancak zordur köprüleri yakıp yıkmak...
Meçhul bir gelecek uğruna bugünden vazgeçmek ürpertir insanları. Geçmişin anıları taze, sohbetler, dostluklar sıcak, kurulu düzen sağlam ve güvenlidir.
Ancak Filmin kadın kahramını ise kendi köprülerini yakıp yıkmaktan son an da vazgeçmiştir.
Ruhunun iplikten köprüleri yerine cesedini ateşe verip, imkansız bir aşkı küllerin buluştuğu öbür dünyaya erteler.
Çünkü köprüleri yakıp atmak cesaret ister...
Siz kararsızlığınızla boğuşurken, köprünün karşısında güzel bir hayat umudu gülümseyip ışıldar...
Bir eliniz bugünün kurulu düzenine tutunurken, diğer elinize yarın macerasına uzanmaya çalışır çırpınıp durursunuz...
Orayı bilmemek gidip görmemekten iyidir. Bilip de gidememek en kötüsüdür.
Ve filmin kahramanı yeniden yemek hazırladığı sohbetsiz sofralara döner...
Rahat oturma odalarının kurulu düzenine sarılanlar, heyecan dolu bir aşkı beyinlerinde büyütüp öteleyerek kaşıklar yemeklerini..
... Ve ertelenir, ruhlarının köprülerini tutuşturacak bir heyecanın ateşini; O ateşin cesaretlerini yakacağı güne kadar...

Yorumlar

Benzer Yazılar

Beyazdan Griye

Korkularınızı Yenin

Karanlık Çökünce Anlar İnsan