Gariban Hasan'ın Anısına

Aynı fikirdeyiz biliyorum. Hiç kimse sevmez gece yarısı acı acı çalan telefonları, sadece acının habercisidir ve size acıyı haber verip kapanır...
***
Yıl 99 zemherinin başı, gece hamamı kapattık eve gidiyoruz. Yaşım 16.
Eve giden son çıkışı geçtik Gümüşhacıköy istikametine devam ediyoruz.Dayı nereye gidiyoruz. dedim."Kaçıyoruz yeğenim buralardan." dedi.Gecenin biri olmuş saat, yer demir gök bakır dışarıda, camları buğulanmıştı siyah şahinin bayrakçamı inerken.
Çok iyi hatırlıyorum. Merzifon'un radyosu tempo fm de oy nerdesin çalıyordu. Oy nerdesin de kaldır kolun perdesin. İlk defa dayımı, bir türküyü mırıldanırken duymuştum. Ben de güzel bir türkünün varlığını öğrendim.
Samsun'a kadar gideceğiz diye geçiriyordum içimden halen nereye gittiğimizi söylemiyordu. Gümüşhacıköyü geçtik çıt yok söylemiyor.
Dışarıda kar başladı yüzüme düşer gibi yapışıyor cama, galiba gerçekten kaçıyoruz sandım.
Çünkü kar böyle devam ederse dönüş yolunda Bayrakçamı çıkamayacağımız kesindi.
Merzifon'a yaklaşırken sola sinyal verince, Kadırga dinlenme tesislerine çorba içmeye gittiğimizi anlamıştım. Gece yarısını geçmişti saat...
"Şefim Hasan bey geldi." diye bir ses duydum ilerden. Şuayp kılıklı koşarak ceketini giyen bir adam el pençe durdu karşımızda. Garson kapıyı tutarken şef, buyurun efendim yeriniz hazır deyip elini dilenci gibi uzatarak yolu gösterdi. Mekanın köşebaşında servisi hazır bir masaya oturduk.
sıcacık çorbayı içtikten sonra iki çay ile birlikte ortaya bakır tavada ölü yaprak renginde bir şey getirdiler. Çatalı takınca uzuyor lastik gibi yiyemiyorum etrafa ayıp olmasın diye. Çatalı kolum kalktığınca kaldırıp kopmasını beklerken az kalsın boynuma dolayacaktım.
Sonra dayım. Bak kayınnası güzel deyip, ekmeği bandırıp çevirerek çekince koparıp attı ağzına,
-böyle yiyeceksin dedi. Mıhlamaymış adı. Trabzon usulü ilk kez orada yemiştim...
Sonra bir zengin kalkışı ile, - Bayrakçam kapanmadan kaçalım yeğenim, bizim kaçış sınırımız buradan öteye gitmez dönelim dedi.
Şuayp kılıklı şef dolgun bahşişini alınca yine bizi dilenci gibi uğurlayıp kömür karası şahini pırıl pırıl yıkatmıştı...

Göl köylü olduğu için İlk ünvanı, Göllü Hasan'dı. Babamla gittiği Arabistan da hacı ünvanı aldılar. Sonra Hacı Hasan oldu. Refah yol ve Fazilet döneminin ilçe başkanıydı. Erbakan ve Ecevit döneminde Aktif siyasetle uzun yıllar uğraştı. Misafirperverleğinde yabancıya kendini çabuk sevdirirdi. Ortaokul yıllarımda abim ile kaldığımız bekar evine hiç gelmedi ama eksiğimizi bilir takip eder gönderir gözetirdi. En samimi yıllarımız, kaplıca işletmeciliği yaptığı dönemde kendine yakıştırdığı gariban Hasan ünvanı ile başladı.
Çevre illerden gelen müşterilerine; "Gariban Hasan'ın çayını içmeden bir yere gidemezsiniz" derdi. Çünkü çay servisini hep ben yapıyordum. Dedim ya yabancıya kendini çok çabuk sevdirirdi. Dili sevimli sohbeti iyiydi...
Yine ben de çevre illere gittiğimde uğradığım esnaflarda: kimsin, kimlerdensin sorularına; Hamamözü'nü bilirseniz gariban Hasan'ın yeğeniyim derdim. Gariban Hasan'ı bilenlerin de ben çayını içtim.
İşine gelirsem, en birinci yeğenim kayınnası güzel yeğenim derdi. İşine gelmez yan çizersem, diğer yeğenlerini de örgütlersem, Gavurun büyüğü sensin, her gavurluğun altından sen çıkıyon der, kasanın yanındaki işlemeli bastonla söverek kovalardı. Bir keresinde ardiyede tuttuğu, kimseye elini sürdürmediği sarı Harley Davidson motoruna binerken devirdiğimde çılgına dönmüştü ama ben daha yanaşır mıyım Gariban Hasan'ın gölgesine, bir hafta gitmemiştim kaplıcaya... Sonra babamla oturduğu bir gün, kenardan - kenardan yanlaya- yanlaya girmiştim kadrosuna...
Sonra gönüller bir ayrıldı yollarımız...
İşletmeciliği bırakınca, Gariban Hasan ünvanını bırakıp Hacı Hasan oldu yine. Ara ara eş dost işleri için siyasetin bir köşesinden tuttu, Ankara'da bekar evimde iki gece misafir oldu. Hastaneye götürüp tüm tetkiklerini yaptırdığımda suyu çok içmesi gerekiyordu. ertesi gün kahvaltımızı edip meclise uğurlamıştım. Çok geniş bir çevresi vardı...
Takvimler eskidikçe yaşlandı dayım. Tüm ünvanlarından azletmişti kendini hastalıklar kovalıyordu peşini. Eve kapanmış eski bir daktiloda günlük tutmaya başlamıştı. Bir bayram izninde ziyaretine gittiğimde daktiloda yarım kalmış bir sayfa takılıydı. Yanlış hatırlamıyorsam şöyle yazıyordu:
Kurban arifesindeyiz hava sabah iyiydi öğlene doğru bulutlandı. Kurbanın gözyaşlarına hazırlanıyor galiba bulutlar. akşama yağmur yağabilir. Biraz hazımsızım bugün kurbana sağlıklı gireriz inşallah yazıyordu. Daktilonun kenarındaki kağıtlara ilişmişti gözüm dayım içerde uyurken. Genellikle günlük hava tahmin raporları, kahvaltı hazırlıkları, yapılacak işlerden bahsediyordu. Daktiloya oturana kadar ki geçen zaman dilimini anlatıyordu. Bazı huylarımızın ortak olduğunu daha iyi anlamıştım...

Yılın son günleri 30 aralık gecesi zemherinin başlangıcıydı. Annem bana geleli bir gece olmuştu. Gündüz almıştık haberini yoğun bakımda ama durumu düzeliyor demişlerdi. Gece annemin ağlama sesine uyanmıştım. Haberi alır almaz çıktık yola. Buz tutmuş yollarda ağır yavaş şafak atarken ulaştık memlekete. Yeşiller içinde getirdiler dayımı eve feryad figandı tüm hane. Sıyır sıyır kar yağıyordu kalabalığın üstüne. Bir hafta önce Ankara'ya gelmiş şeker ilaçlarını unuttuğu için apar topar geri dönmüş, döner dönmez de hastaneye yatırmışlardı...
Baş ucunda Bakara suresinden bir ayet. "En sağlam kalelerin arkasında saklansanız bile ölüm sizi yakalayacaktır." yazıyordu. Musalla taşının üstünde.
Gariban Hasan'ı koyduk musalla taşına helallik istedik herkesten. Omuzlayıp götürdük bir çok gidenin dönmediği yere. Soğuğu sevmezdi, buz gibi toprağa sessizce yatırıp defnettik. Perde kapanmış kudret kaleminde ömür mürekkebi sona ermiş,
Bir hikaye burada bitmişti...
Son kürek üzerine atılıp ahşap tahtada künyesi dikilince, herkes arkasını dönüp gitti.
Kar yağıyordu kapkara buz gibi toprağın üstüne.
Hemen karıştı alaca toprak beyaza sanki hiç kazılmamış, hiç kimse buraya gelmemiş gibi kapattı kar izleri...
Dilimizde dua ile sessizce ayrıldık mezarlıktan...
"Ol" deyince olduran mabud, "Öl" deyince öldürmüştü...
Can sahibine beden özüne kavuştu...
Anılardan ve nesnelerden başka bir şey kalmadı geriye.
Erbakan'ın tesbihi Ecevit'in güvercini gibi dayımında kömür karası şahini.
Sınırı olmayan zamana yolcu ettik bir büyüğümü.
Velhasıl Hasan Dayım öldü.
Nur içinde yat...

Yorumlar

Benzer Yazılar

Beyazdan Griye

Korkularınızı Yenin

Karanlık Çökünce Anlar İnsan