Bu Milyonların Gerçek Hikayesi

Akdeniz caddesinin köşe başındaki Anıtparktayım.
Hava biraz bozuk kapalı soğuk hafiften kar atıyor. Amfitiyatro tribünlerin üstünde en üst basamağında oturdum.
Arkamda sıralı bir yeşil, önümde anfi tiyatro, Çankaya belediyesinin konserleri genelde burada oluyor.
Efes özel seri aldım açtım. Güvercinler uçuşuyor etrafımda mevsim bahar ama hava sağlam soğuk.
Ne zamandır yazamıyorum. Bu aralar hem işler yoğundu hem de yazacak fırsat bulamıyordum ve radikal bir karar almam gerekiyordu.
Anonim olmalıydım yoksa kendimi herkes bilmeli miydi?
İşte kırılma noktam oldu burası oldu ve anonim olmaya karar verdim.
Benden başka bilen yok burada yazdığımı, böylesi çok rahatlatıyor beni kalemim özgür artık.
Peki sormayacak mısınız bu soğukta bu parkta ne işim var.
Merak eden olmuştur belki anlatayım size neden bu soğuğu burada yiyorum neden genelde tüm yazılarımı hep bu parkta yazıyorum…
Yıl 2007 mart ayının başları. 12 sene önceydi yani oniki sene geçti yani, mart gecesi hava nasıl soğuk yerde kar yeni tutmaya başlamış ve böyle inceden inceden yağıyor. Çıt çıkmıyor koca şehirde.
Fakirim alabildiğine bekar evim var kurtuluş Kıbrıs caddesinde,Ceylanım mesaj atmış: “kahvemiz hazır gel” diye.
Durur mu bu delioğlan liseden kalma kalın bir montum var.
Kalın dediğim iç astarı yırtık koltuk altlarından giren soğuk öldürüyor adamı, bir de fermuarı bozuk düğmesi de yok, giyindim çıktım.
Ankara’da yeniyim.
Bir hastane de çalışıyorum. Hayat erken başlıyıp geç bitiyor.
Bilirsiniz işçinin halini, portresine nereden baksan tutar yanı yok garibanız ama aşk bulaşmış gönlüme, soğuk işlermi sıcacık akan kana apar topar çıktım evden, kurtuluş metrosuna koşarak indim.
Ha bir de botum felan yok casual bir ayakkabı almıştım Kızılay metro çarşıdan dört mevsim giyiyorum. Koşarken ayağım kayar düşerim diye de kanatlarım açık düşme ivmesini azaltıp çarpma etkisine hava yastığı yaptırırım diyorum. Kalbim kıpır kıpır…
Beşevler metrosunda inip hızlı adımlarla çıkıyorum Mareşal çakmaktan Anıtparka lan nasıl bir heyecan bilsen bir de kar yağıyor hava da soğuk ama filmlerdeki romantik yapay sahnelere on basan bir gerçeklik ki, ne güzelim, ne mutluyum havada yürüyorum sanki kimseye değmeden dokunmadan yürüyorum.
Mareşal çakmakta bekleyen travestiler atlıyor önüme, bacak gösterip yüksek topuklar üstünde beni şehvetin büyülü ormanına davet ediyorlar yanlarından tebessümle geçiyorum. Geçip varıyorum parka, mesajın tanesi 50 kuruş ellerim titreyerek geldim diyorum.
Geldim ceylanım. Ceylanımın evi de parkın hemen üst köşesindeki merdivenlerden çıktığımda sağdaki ilk köşem apartmanında. O da çalıştığı hastanenin lojmanında kalıyor…
Tam bu oturduğum yerde dikilerek bakıyor kuş bakışı evden çıkmasını izliyorum.
Nescafe üçü bir aradalar yaygın, koyup iki kupa fincana geliyor yanıma sekerek ceylan gibi, ne romantizm ama kar da rüzgarla birlikte sertleşiyor.
Hafiften tipiye dönüyor hava, inip merdivenlerin başındaki sokak lambasının altında bekliyorum. Sanki arkadan aydınlatılan bir film sahnesinde gibi yaşıyorum anı, gelecek şimdi senaryodaki sözleri söyleyip yapışacak dudağıma öyle güzelim öyle güzel ki, bir yüzüğün gizli haznesinden kahvesine dökülen zehri içen bir padişah gibi razıyım kaderime ne verirse razıyım.
Kulpundan tutup uzattığı kupayı altından kavrayarak alıyorum avucuma sıcacık porselen çözüyor parmaklarımın buzunu, içince aşkın şarabından bir yudum çözülüyor tenimin buzu.
Sokak lambasının altındayız karşılıklı bakıyoruz birbirimize kahvemizi yudumluyoruz sohbet muhabbet çok güzel öyle mutluyum ki öyle güzelim ki, havada duruyorum lan sanki hayatımda hiç öyle mutlu olmadım ben, böyle yeni buhar banyosundan çıkıp, uzakdoğulu çekik gözlü seksi bir masörün elinden çıkıp dinlenme odasında sodasını yudumlayan zengin kodomonlar misali kuş gibi hafifim.
Tutuşup eleele aha bu yazıyı size yazdığım yerde oturuyoruz. Kar beyazlattı omuzlarımızı ama sıcacık lan içimiz, sımsıcak ceylanım sokulmuş koynuma kahvesini yudumlarken gıdışımdan da öpüyor beni, hayatımın en güzel dakikalarıydı nasıl güzelim nasıl mutluyum tarifi yok lan bunun, kadınların “karnımda kelebekler uçuşuyor” dedikleri gibi birşey olmalıydı....
İlk defa aşık olmuştum. Daha önce de aşık oluyordum ben daha önce de çapkınlıklar yapıyordum. Bu başkaydı be en güzeli de gençliğimin en güzel anlarında baharın kapıya dayanıp ruh çiçeklerinin açtığı günlerdeydi belki de imkansızlıktan çizmişti yüreğimi, Belki de en çok sevdiğim baharda bulmuştu beni mutluydum işte bu yazıyı yazdığım yerde…
Ve bir gün çekip gitti orospu, mutluluğumun öznesiyken çekip gitti. İnsan bazen en büyük nefreti en çok duyarmış derler. İşte öyle çekip gitti…
Bahar kapıya dayanmış, mevsim bugünkinin aynısı yine, nasıl üzülmüştüm lan, nasıl acımıştı içim… Ceylan gibi sekerek geldiği hayatımı, sırtlan gibi parçalayıp gitti orospu…
Bazen ona kızmıyorum, aynı orospuluğu bir kere de ben yapmıştım...
Etme bulma dünyası onu da anlatacağım size bir gün aynı buradaki şeffaflıkta...
Sonra öğrendim acının yangının ömrünün ne kadar olduğunu, bu gün yine bu parktaysam onun için kendimi burada çok mutlu hissettiğim için… Şimdi bu pazar günün de bu ayazı burada yiyorsam onun için değil kendime vakit ayırmak içindir…
Bu hikayenin başını merak ediyorsanız buradan okuyabilirsiniz…

Tam oniki sene oldu, 12 sene. Ben halen kendimi bu parkta çok mutlu hissediyorum. Bu parkta huzur buluyorum. Mesai çantamda taşıdığım chivas regalimden iki yudum alıp bir sigara molası vermek yetiyor bana, mutluluk basit kendinizi sevin yeter.
Başka hikayelerde görüşmek üzere…

Yorumlar

Benzer Yazılar

Tüm Öğretmenlere

Korkularınızı Yenin

Hayatımızdaki Nesneler