Bir Özeleştiri

 Yıllar ne çabuk geçiyor değil mi ? mahalle de topu olan çocuğun santrafor oynadığı günler bitti. Düştüğümüzde dizimize üfleyen o müşfik nefesin sahipleri, kimi yaşlandı, kimi erkenden sınırı olmayan zamana doğru gitti...
Bunca zaman geçti.
Hiç oturup vicdanınız ile konuştunuz mu. ? 
Ya da çekilip sessiz bir köşeye hayat muhasebesine oturdunuz mu ?
Hiç kendi vicdan mahkemeniz de kendinizi yargılayıp ceza aldınız mı ? 
Ya da "evet beraat ettim" gururluyum dediniz mi ?
Ya da ne bileyim. Bir gece başınızı yastığa koyduğunuzda içinize ağladınız mı ?

Gecenin ikisi saat, salonda pencere kenarındayım. Yeni bir klima taktırdım eve, artık sıcak havalarda salonda oturabiliyorum. Tek sorun leptopun fanından gelen sıcağın çıplak tenimi yakması dışında bir şikayetim yok. Bakın, bunda bile kendimi huzursuz edecek bahaneler bulabiliyorum. 
Oysa şuan benim sahip olduğum konfora sahip olmak için gecesini gündüzüne katsa dahi ulaşamayacak, daha kötüsü oturacak bir minderi olmadığı için bir kaldırım kenarında sabahlayan insanlar var. Bak, bu basit konu da bile nankörlük ediyorum.
Oysa ben, dağ eteğinde bir köy de doğup büyüdüm. Koyunların, kuzuların, körpe danaların her tülü canlının çalı çırpıya takılıp bıraktığı yünleri toplayıp sıkıştırarak top yapar oynardık.
Bulabilirsek bir pepsı şişesi lükstü. O yıllarda hiç bir şeyden şikayet etmezdim. Çünkü görebildiğim en iyi lüks, bekçi Mahmut emminin evinin dışındaki armut ağacının altına attığı, eski, yüzü dökülüp yayları çıkmış tek kişilik bir koltuktu.
Size komik ya da yalan geliyor olabilir bu söylediklerim. Siz inanmasanız da bu benim hikayem...
Hayatım boyunca hiç çok şeyler, büyük lüksler istemedim. Hep bir tık fazlasıydı beklediğim.
Mesela kış aylarında el örgüsü yün çorap giymek yerine, yün çorabın içine giyebileceğim bir iplik çorabım olsun isterdim. Hiç bir zaman yün çorabı çıplak ayağıma giyemezdim. Yakardı. Su çekerse sızlatırdı...
Hanlar, saraylar, hizmetçiler beklemedim hayattan, dumanı tüten bir somunun yanında bir bardak çaydan fazlasını hayal etmedim...
Yıllar suya düşmüş bir söğüt dalı gibi salına salına geçti. Derelerdeki otlara takıldım. Şelalerden sığ sulara düştüm. Küçük çaylardan, yokuş aşağı akan derelere, oradan sakin nehirleri geçerek denize ulaştım. Uçsuz bucaksız bir denize, ve büyüdüm...
Yine fazlasını hayal etmedim. Kendi yağımda kavrulsam yeterdi...

Sonra şehre alıştım. Sonra şehrin vaad ettiği konfora, çok çalışmam gerekiyordu. Çalıştım. 
Bekar olduğum yıllarda ek işler yapardım. Bir zamanlar yavan ekmek ile doyan karnım, şimdilerde her yemeği beğenemez kaldırmaz oldu. Sonra daha çok çalıştım. Çalışanında çalışmayanın da bir ekmek yediği dünya da, hırslarım başladı. 
Daha iyisi, daha yenisi, derken doyumsuzluğu öğrendim. Tabi onunla birlikte gelen tatminsizlik, beraberinde daha çok tüketme tutkusu...

Evlendim. Bir sağlıklı çocuğum olsun sana bir kurban adayım dedim. Allah bana bir kız bir erkek iki sağlıklı çocuk bağışladı. Altı sene onkoloji hastanesinde her türlü hastalıkla mücadele eden insanları görüp şükretmeme rağmen, çocuklarımın sağlıklı sıhhatli olmasına rağmen, gördüklerimden ibret alp daha çok şükredeceğime, iki aylık oğlum beşiğinde uyuyana kadar mızırdanarak böğürüyor diye şikayet etmeye başladım. 
Oysa hemotoloji servislerindeki çocukların nasıl hayat dolu olduklarını, yaşamak için kocaman ağrıları küçücük bedenlerinde taşıdıklarını gözümle gördüm. Ailelerinin gözlerindeki yorgun umudu,"çocuğum iyileşsin de bütün evi yıksın" bakışlarını ben gördüm. 

Peki ben ne yapıyorum. Yokluğu iliklerimde hissetmiş bir çocukken, şuan ki sahip olduğum küçük sağlıklı dünyamda, aptalca şeylerden şikayet ediyorum...
Oysa mutluluğu gözlerinde taşıyor oğlum. Gülüşünde gelecek taşıyor kızım.
Ben bir Aptalım...

Bir pencere kenarında hayat muhasebesine çekilip kendi öz eleştirisini yapınca aptal olduğunu anlıyor insan. 
Bunca yıl boş şeyler için hırslar biriktirmiş enerjilerimizi tüketmişiz...
Hiç değmeyecek nedenler için kendimizi yemişiz. 
Oysa basit yaşayacakmışız.Basit. Susayınca su içecek kadar basit.
Bizim sahip olmak için çırpındıkları mızın karşılığında, kocaman bir hayat sessiz sedasız alınıyor elimizden. Nankörlüğümüzden ve aptallığımızdan görmüyoruz...

Size küçük bir özeleştiri yaptım. İstemsizce yaptığım hatalarımı anlattım.
Yaklaşan bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.

Yorumlar

Benzer Yazılar

Tüm Öğretmenlere

Korkularınızı Yenin

Hayatımızdaki Nesneler