Baharda Gelecek

Yılın ilk günleri soğuk bir ocak akşamıydı, kaldırımda ilerlerken yerdeki kara ayağını sürüyerek yürüyordu. Sokak lambasından yansıyan ışık yüzünde parlıyor, arkasındaki gölgesi, sokak lambalarının altından geçerken bir önüne düşüyor ve kısalarak arkasında uzuyor bir kısalıyordu, burnu aktıkça atkısına daha çok gömülüyordu. Hava olabildiğince soğuktu. Kaldırımda bastıkça ayağının altında ezilen kar,  park içi yoluna girdiğinde bastıkça kütürdeyerek altındaki ince buz tabakısını kırıyor, kırılan buz tanaleri ayağının kaymasına sebep oluyor ve zeminde tutunmasını zorlaştırıyordu. Ellerini cebinden çıkarıp ipte yürüyen bir cambaz gibi, kollarını açarak dengesini sağlamaya çabalıyor ve ayaklarını sürükleyerek park içi yolunda ilerlemeye çalışıyordu. Hava her ne kadar soğuk olsa da parkın kuytu köşelerinde gençler öpüşüyor, kimi banklarda ise alkol alan kişiler ayaküstü küfürleşerek konuşuyorlardı. Birinci parkı geçip tekrar kaldırıma çıktı, yaya ışığı yanana kadar beklediği kaldırımda diz kapakları iyice donmuştu. "kahrolası ışık yan artık" diye geçirdi içinden.
Soğuktu, bekliyordu, ayakları sızlamaya başlamıştı...
Yolun karşısında bekleyen nöbetçi polis şüpheci gözlerle onu izlerken, ikinci polis,kapısı açık kulübenin içindeki sarı ışığın altında elektrikli ısıtıcı peteğin üzerine eğilmiş telefonunu kurcalıyor, üçüncü polis ise arkası ona dönük büyük çınar ağacının altındaki kaldırım taşına çıkıp inerek hareket halinde kendini ısıtmaya çalışıyordu...
... (korna sesi duyuldu, ışık yandı,
bir araç ön camına su sıkıp sileceğini çalıştırdı.
Buzlu yoldan kütürtülü bir lastik sesi ile bir araba ana yola çıktı.)...
Işık yandı, ayakkabısı biraz su çekmişti ıslak yolda eriyen kar sularına basarak karşıya geçti...

Yol kenarında büyük çınar ağaçlarının altından ilerleyerek her zaman oturduğu parka inen dar sokağa doğru yönelerek bir ucu merdivenlerle kapatılan sokağın başında durdu, hava iyice sertleşmiş hafiften kar atıştırmaya başlamıştı...
Merdivenlerin kenarındaki engelli rampasının korkuluklarına tutunarak dar sokağa girip az ilerdeki küçük tekel bayisine doğru yürüdü.
Kapının önündeki paspasa ayaklarını vurarak kapıyı açtı. Kapının açılmasına tepki veren boncuklu zil çalınca kasanın arkasından kel bir adam ağzındaki lokmayı çiğneyerek onu karşıladı.
-İyi akşamlar. diyerek bakkalı selamdı.
İyi akşamlar hoşgeldiniz dedi bakkal.
-Bir efes alabilir miyim ?
bakkal yüzünü bira rafına dönerek -hangisinden ? istersiniz dedi.
özel seri yeşil şişe 50 lik lütfen.
- Ağzındaki lokmayı yutmuş olmasına rağmen boğuk bir sesle -Buyurun poşet ister misiniz ? dedi.
Teşekkür ederim şu parkta içip gideceğim gerek yok diyerek ücretini ödeyip bakkaldan çıkarken kapı açılınca boncuklu zil öttü.
Bakkal arkasından - iyi akşamlar efendim afiyet olsun diye seslenirken kapı üzerine kapandı.
Birasını alıp parka çıkan üç basamaklı merdivenden dikkatlice çıktı. Kar sokak lambasının ışığında dönerek yağıyordu. Yol boyu başını yerden kaldırmamıştı ta ki onunla her zaman oturduğu yere gelene kadar.
Parkta kimsecikler yoktu saat onbire doğru ilerliyordu.
Parktaki havuzun suyu kapatılmış havuzda biriken su donmuş, çınar ağaçlarının iskeletine tutunan kar arada bir esen rüzgarın etkisiyle yaprak büyüklüğünde ağaç iskeletinden koparak yere inene kadar dağılıyor zemini yer yer beyazlatmıştı.
Havuzun kenarına gelip dikildi. boğazından tutuğu şişeyi kafasına dikerek içti. içti. içti...
buz gibi bira boğazından inerken içini üşütmüştü. Kimseler yoktu parkta. Çantasının kulpunu boynundan geçirerek elini parkasının göğüs cebine koyup atkısının bir boğumunu açtı.
çantasından kulaklığını çıkarıp taktı. Efes şişesini sol eline alarak sağ cebinden telefonunu çıkarıp önce radyo istasyonlarını gezdi, ruh haline uygun bir müzik bulamayınca telefonundaki arşivini kurcaladı. müzik listesini başparmağı ile kaydırırken aradığını buldu. İşte bu dedi içinden. açtı müziği.
Bir kız vardı güzeldi sanki ve senindi \ Gözlerinde saklı bir belki ve senindi \
Ver, ver ateşe ver bizi
bir iz bırak burada
iz bırakanlar unutulmaz...
Tüm hiddetiyle açtı kulaklığın sesini, şişeyi dikti kafasına. içti. içti. içti. soğuk bira ağzının kenarından taşınca indirdi şişeyi ve bir sarhoş gibi koluyla ağzını silerken şarkıyı mırıldanıyor ve buğulanan gözlerini sıkarak kurutmaya çalışıyordu.
Havuz kenarından kamelyanın yanındaki sokak lambasının altına doğru yürürken, kırılan buzlar kıtırdıyor, ayak parmakları sızlıyordu. Sokak lambasından uzayan gölgesi havuzun korkuluğundan içeri girip kayboldu. Yüzünü onunla oturduğu banka dönüp uzaktan izlemeye ve anıları gözünde uyandığında;
içinden geçenleri boğuk ve üzgün bir sesle söylemeye başladı. Ondan bahsediyordu.
-Gel hadi kısa saçlım.
yeşil gözlerinde baharın tüm renklerini saklayan kadınım.
Tebessümünde sümbülden gamzeler çizen. Kokusuna doyamadığım.
Seni çok özledim.
Şu banka oturamıyorum sen gelmeden, yokluğunu kemiklerimde hissediyorum.
Çık bir köşeden gel ansızın. Bir haber bir kelam et ya da bir slm çok özledim seni...
Gözleri iyice buğulanınca efes şişesini kaldırıp kafasına bir ayyaş ya da çölde susuzluktan ölmek üzere olan birine verilmiş su matarası gibi, guruldatarak içti. içti. içti...

...(Rüzgar sesi duyuldu. ağaçtan yaprak büyüklüğünde kar demetleri etrafa döküldü. havuzun yanından bir köpek geçti. ilerdeki ıhlamur ağacının altındaki çalıların içinde bir kedi çıktı. Caddeki araçlar yeşil ışık yanınca kornaya bastı. Sokak lambasının aydınlatamadığı kör bir noktadan yaklaşan adamın gölgesi ışığın altına girince kayboldu.)...
Kulaklığından çevreyi duyamadığı için arkasından yaklaşan adamın gölgesi önüne düşünce irkilip toparlandı. Yüzünü adama döndüğünde onu uzaktan izlediğini anlamıştı. Adam yaklaşıp göz hizasına geldiğinde sağ eliyle kablosundan tutarak çektiği kulaklığını çıkardı.
- Selam anıt parkın aşık adamı. nedir seni böyle sesli sesli konuşturan deyip cebinden küçük bir şişe çıkararak elindeki şişeye doğru uzatıp, - sağlığına mı, yoksa gidenlere mi, yoksa gelecek olan baharamı, kime içelim.
Yabancının bu yakınlığına birden şaşırdığı için, bir iki saniye sessiz kaldıktan sonra içi titrer gibi irkilerek,
- Gelecek olan bahara içelim, bu saatte kimse gelmez buraya deyip, yabancının elindeki küçük şarap şişesi ile elindeki efes şişesini tınlatarak çarpıştırıp kafaya kaldırdılar.
Yabancıda benzer bir nedenden dolayı burada olmalıydı ki, çabucak kaynaşmaya başladılar.
"Ben Orhan" dedi. Aynı yaşlardaki bu yabancı.
- Ben Orhan. bu saatte burada olduğumuza göre hikayemiz birbirine benziyor sanırım. Beklediğin kim ise bu saatte gelmez dostum. Baharı bekle, bahar beklediğinden daha güzel olacak.
Sağ elini montunun cebine koyarak başını eğip ayağı ile yerdeki karı sağa sola süpürüyordu.
"Bak, arada bir gelirim buraya, nicedir oldu göremedim Nuket'in yüzünü, ben ona değil yaşanmamışlıklara üzülüyorum."
Sonra başını kaldırıp göz göze geldiler binden kaynaştı bu iki yabancı adam ama hikayeleri birbirinden farklı değildi.
"Sen de dert etme dostum. hadi kaldır şu kahrolası şişeni yolumuzun kesiştiği dostluğumuza içelim."
Tıngırdatıp içtiler birer yudum.
Sadece adamı dinlemekten başka bir şey yapmamıştı.
Orhan, cebinden paketini çıkararak bir sigara uzatıp yaktılar.
- "Senin adın ne dostum, sen niye buradasın gecenin ayazında az önce istemeden duydum mırıldanmalarını. Kimi özledin de gelmedi. Bu arada adınız ne ? bir de iki de bir ismini mırıldanıyordun.
Melina Kim. ?
Sigarasından bir yudum çekerek sokak lambasının ışığına doğru üfleyip yeni tanıştığı bu yabancıya hafif bir gülümseme ile,
-Melina ? yeşil gözlüm, kısa saçlım, en son şu bankta oturmuştuk onunla bir bahar günüydü.  Şu selvi söğüdü yeni yeni tomurcuklanıyordu. Çok güzeldi, kokusu ruhuma dolmuştu.
Orhan hafif bir tebessüm ederek baktı gözüne şarabından bir yudum çekti.
"Haklısın dostum. Evet bu saatte kimse gelmez buraya ama bahar gelecek yine baharlar gelecek."
Şişeleri göğüs hizalarında tıngırdatıp uzunca ikişer yudum aldılar.

Ben, benim adım Şubat. Adımın soğukluğuna bakma sadece sessizimdir. İçim yangın yeri...
Gülerek "soğuk bir isimmiş" dedi Orhan.
-Hadi yangınımıza içelim. Kaldır şu kahrolası şişeni.
Sonra sordu istemsicze ve belli etmemeye çalıştığı merak ile,
 N"iye başladı dostum yangın, benimki gibi imkansızlıktan mı ?"
Şubat kulaklığının kablosunu parmağına dolayarak cebine koyarken.
-Ben sadece vazgeçtim ama unutmadım unutamadım. Bazı vazgeçişler tercihtir. Benimki mecburiyet.
- Seni çok iyi anlıyorum dostum. Kaldır şişeni Şubat, özlenenlere içelim ve daha fazla burada  kalırsak, özlediğimizi bilmeyecekler ama öldüğümüzü öğrenirler. dedi.
Şubat son kez efes şişeni kafasına diktiğinde son yudumlarını almış içi iyice üşümüştü.
"Ahh bu zıkkımda insanın içini üşütüyor be dostum" deyip efes şişesini çöpe atıp her zaman çantasınnda taşıdığı küçük chivasını çıkarıp kafaya dikti kocaman bir yudum aldıktan sonra boğazını öyle bir yakmıştı ki gözlerin buğulandı.
Dakika sürmez birazdan fırın gibi olur içim diyerek güldü.
Orhan şarabını gurudatarak dikti kafasına," şu da bagajda dursun bazen trafikte içim üşüyor dostum" deyip şarap şişesini montunun iç cebine sokup kapattı.
Tesadüfüle başlayan bir sohbet güzel bir arkadaşlıkla farklı yönlere ayrılmıştı.
Orhan arabasına doğru ilerken " umarım yine karşılaşırız dostum seni tanımak dünyada yalnız olmadığımı hissettirdi.kendine iyi bak " diyerek sokak lambasınnın altından ayrılıp karanlığa doğru ilerleyip kaybolduğunda ayak sesleri duyuluyordu.
Şubat viskini çıkarıp bir yudum daha çektikten sonra içi biraz ısınmıştı. Bir sigara yaktı, montunun fermuarını kapattı, atkısını boynunda düğümlerken ağzından çıkan buharınn sıcaklığını ellerinde hissetti. yağan kar biraz durmuş gece ayaza çekmeye başlamıştı.
Melina dedi içinden.
Melina yeşil gözlüm seni özlemek senden güzelmiş, hakkım yok bu ayazda seni burada tutamaya kıyamam parmaklarına değen soğuk üşütmesin kalbini, baharda sarıldığın gibi sarılmanı nasıl özledim bilsen.
Bu mecburi ayrılık bana çok dokundu Melina...

...( Sokak lambasının yanına yaprak büyüklüğünde kar demeti düştü. Arka sokağa bir araba yaklaşarak park etti. havuzun kenarındaki yokuştan aşağı doğru  gelen iki kişinin gülüşme sesleri duyuldu. )...
Şubat atkısına gömülüp gitti...

Yorumlar

Benzer Yazılar

Ağlıyorum

Sarı Yaz

Yazar Tanıtım