Yayınlar

Yaşandı, Yeniden Başlıyor ..

Haller karışık. Bundan 6 yıl önce hayatımda ilk duygusal ilişkime başladım. Dokunmayı, ilişmeyi, sonunda da sevmeyi öğrendim. Bekarlıktan sonra zorlu bir yol zannederken, ayrılığın yanında her şeyin basit kaldığını gördüm. Şaştım. 15 aylık, ellerimde çıplak kalmıştı. Çoğu ilişkinin yanında esamesi okunmayacak bir süre fakat bana yetti. Tövbe ettim. İçimi derin sulara atıp; keyfe, muhabbete, eğlenceye daldım. Zamanla ona karşı olan öfkem yıllar geçtikçe dinginleşti. Sonunda kalan; anılar, merak ve özlem dalgaları ara ara kıyılarımı yokladı. Ben de onu. Ama ilişmeden, uzaktan.  Sular duruldu ve 6 ay önce bir kadınla tanıştım. Sohbet, eğlence, gezmeler derken zaman hızlı geçti. E bu bir lütuf. Bir süre sonra onun da ittirmesiyle yeni bir ilişkiye dönüştü. Emeğin çoğu ondan da olsa ben de kendimce bir şeyler yaptım. Tanıdıkça bazı şeyler de su yüzüne çıkmaya başladı. Bazen muhabbet esnasından şakaları ciddiye almak, ömür cetvelinin farklı noktalarından olmaktan kaynaklı uyuşmayan hayat yak

Yazar Tanıtım

 Hımh Hımh Hımh. Benim ben benden habersiz buralara gelen okurlarım. Benim. Yokum gelemiyorum pek. Aslında zamansızlık ağırlık verdiğim başka bir proje var. Hele onları bir bitireyim. Hayallerime giden adımlara az kaldı. Bu ara sizlerde iyisinizdir umarım. Yaşamak ağrısı işte. Pandemi yoruyor bizi. Sarılmaları unuttuk. Herkes birbirinin gözüne çinli gibi bakıyor. Bu günler geçecek üzülmeyin. Veba avrupasında insanlar kırılıp geçerken bile bir şekilde tedavisi bulunmuş ve bugün vademecumlara tanı ve tedavisi eklenmiş... Her şey güzel olacak üzülmeyin. Kalbinizi strese sokmayın... Niye buradayım başlığın adı neden yazar tanıtım. Size yeni yazarımızı tanıtmak istiyorum. Size Sisyphus'tan bahsedeyim. Kendisi ile bir sohbetimiz oldu. bu konulardan bahsedince aslında onun da bir blogger olduğunu öğrendim ve teklifte bulundum. Yaz dedim kimse okumasada olur yeter ki içinde tutuma. Bilirsiniz sadece yazarken sözü kesilmez insanın. Kendisi henüz 30 yaşlarına girmek üzere olan bir yazarımız.

Gece Gelenler

Zamanın meşhur çöpçatan sitelerinin birinde birbirlerini görmüş, profil ziyaretleriyle, fotoğraf beğenmelerle bir ufak flört yaşanmıştı. Üstüne de iki kelam edebilince, bu akşam buluşmaya karar vermişlerdi. Ansızın. Geceye kayan bir saat olduğundan mekanların çoğu kapalıydı. O sayede ışıklı, sakin ve uzun cadde boyu yürüyüp, bir yandan da yürürken akan o keyifli sohbetle, bu ilk buluşmada içsel yakınlık hissediyorlardı. Şans ederi buldukları mekan bir saat sonra kapanınca, hala birbiriyle olmak istediklerini fark ettiler. Kibar bir tekliften sonra geceyi devam ettirmeye karar verdiler. Taksiye atladılar. Birbirlerine olan yabancılığa bir de taksici eklenince, suspus bir halde yolu bitirip, dışarıyı izlediler. Kapının açılış sesiyle birkaç kelime edip, kendilerini dans pistine attılar. Kelimelerden ziyade tenlerin kaynaşma yeriydi burası. Biliyorlardı. İkisi de birbirine uçarı görünmemek adına sakince sallanıyor, çıplak kolları usulca birbirini okşuyordu. Mekan dolmaya başladı ve adımla

Tellerin Arkasından 3 - Instagram

Selamlar.. Biraz önce kitap okurken düşünceler dalıp, bu düşünceleri hem kendimle konuşarak derinleştirmek hem de sizlerin düşüncelerini öğrenerek, farkı bakış açıları kazanmayı umarak yazıyorum. Şimdiden uyarayım biraz sert, biraz abartmış olabilirim. Olduğu gibi, süzmeden paylaşacağım. Instagram = Ego (Nefis) Arzuları Bu uygulamayı neden kullandığımı düşündüğümde ilk gözüme çarpan; '' fark edilmek''. Hepimiz iç dünyamızla ve fiziksel varlığımızla eşsiziz. Aynı zamanda bir hayli ortak noktamız da var, hem de dışardan bakınca farklarımızdan çoklar. Nedendir henüz bilmiyorum, hepimiz farklı olduğumuzu gösterme derdindeyiz. İnstagram'da aradığımız duygusal tatminlerden biri bu. Fotoğraflardaki farklı pozlarımız, farklı açılardan çekimlerimiz, özel giyimlerimiz, filtrelerle merak uyandırıp, iç dünyamızda çabaladığımız bireyselleşme ihtiyacımızı karşılıyor, kendimizi ispatlıyoruz. Akabinde; ''beğenilme arzusu''. Evet, fotoğraf paylaşarak insanlardan gele

Tellerin Arkasından 2

Soğuk bir kış günü olmasına rağmen, güneş cesurca gösteriyor kendini. Bulutlar arada üstünü örtmeye çalışsa da, zorla uyutulmaya çalışılan bir çocuk gibi atıyor üstünden. Güneş dokunduğu her yeri hareketlendirirken, beni durağanlaştırıyor. Zihnimin aksine.  İçimde bir burukluk, dünün aşırı kıpırtısından miras adeta. Çay desen, acımaya ramak kala kıvamında. Bakmayı unuttuğum tabloların karışında, uzun uzun oturtacak kıvamda. Burukluğumu çözüp bir kenara atmak istesem de, olmuyor. Ne çözebilecek kadar yakınım kendime, ne de bırakıp gidebilecek kadar uzak. Acıtsa da öldürmüyor diyerek geçer bugün de, sonra bir koşturmaca bulup, örtülür üstü. Bazen de örtmeye çalıştıkça, üstündeki karlar eriyip, iyice ortaya çıkıyor. Baktıkça anne babamı bile sevmediğini görüyorum, sonra öyle olmaz deyip eksikliklerinin acısını hissedince, avunuyorum ama kısa sürüyor. Hemen diğeri geliyor aklıma. Sevgilim. Onu gerçekten sevmiyorum. Henüz. Sevmeye çalışıyorum, ruhuma dokunmasına izin vermek istiyorum. Bazen

Tellerin Arkasından 1

 Gün geçmiyor ki hayat yeni bir şey öğretmesin, sorgulatmasın, en doğru bildiklerinden vurup şaşırtmasın. Gün geçtikçe, aslında yaş geçiyor, bakış açısı değişiyor, vizyon evrimleşiyor.  Eskiden sabah buluşup akşam eve girene kadar yanında olsa da doyamadığın dostlarınla, artık haftada iki saat oturunca yetiyor. Hiç ayrılamam zannettiğin arkadaşları, ayda bir görünce mutlu oluyorsun, belki yetmiyor ama çoğu yıllardır kayıplara karışınca aza tamah etmeyi öğrenip, yetiriyorsun. Bu durumlar, vaktiyle kendini tanımak için ayırmadığın zamanı zorla sana veriyor; ya kendine bir şeyler bulursun ya da geçmişi bakıp özlemlerle, keşkelerle yaşarsın, hayat seçimi sana bırakıyor. Çoğumuz bu seçimi bilinçsizce yapıyor, o kısım biraz üzücü ama hiç seçememekten iyidir. Evlilik er ya da geç varacağın bu noktayı birkaç yıl ertelese de sonunda yine aynı yere varıyorsun; yalnızlık. İnanın kaçış yok. İç dünyanda öyle imgeler oluyor ki kelimelere dökemeyip kimseyle paylaşamıyorsun, bazı olayları paylaşmak is

Sebepsiz

  İçimde bıçak kesiği bir burukluk,  Sebepsiz, Sızlatır.   Ne bir şeyler yapmaya mecalim var,  Ne de oldurmaya ısrarım.  İster alışmak de  İster yorulmak,  Artık akışına bırakırım. Buna yaşamak denirse,  İçimde, Bir köşede yaşarım.  Tövbe İlahım.. Ne bir duam var, Ne de bir isyanım. Aldıklarında hikmet, Verdiklerinde şükür ararım. Göremesem de; Eyvallah. Artık o kadar yılmışım. İçimde kayıp heyecanım.. Bakınca, İlki toprağın üstüne basıp oynayışım,  Sonuncusu ufukta,  Toprağım altında, Yatışım.

Niye Yaşıyoruz ?

 Başka bir deyişle; bu dünyaya niye geldik ? Bu büyük soruları ben de sizin gibi sıkça kendime, etrafıma, kitaplara soruyorum. Bu arayış çoğu zaman dallanan budaklanan soruların ya da cevapların arasında kayboluyor veya unutuluyor, sonra tekrar baştaki soruyla baş başa kalıyorum. Bugün bu soruya bir adım da olsa yaklaştığım düşüncesiyle sizlerle paylaşmak ve de görüşlerinizi almak istiyorum. Şimdiye kadar öğrendiklerimden anladığım; bizler öncelikle bu dünyaya kendimizi tanımak, bilmek ve gerçekleştirmek üzere geldik. Bu da diğer insanlar üzerinden kendi yansımalarımızı görmekle mümkün. Dış dünyayla gerçek bağlar kurmamız için öncelikle bu gerekli. Bunu da insanın içinde her çeşit duyguya sahip olduğunu kabul edip, durumlara göre duygu değişimlerini deneyimleyerek öğrenebiliriz. Başka bir deyişle, insan olarak her çeşit duyguya zıttı ile birlikte, zerrece de olsa içimizde bir yerlerde sahibiz; sevgi-nefret, kibir-alçakgönüllülük, iyi- kötü...  Şartlar ve tercihlerimiz doğrultusunda far

Sarı Yaz

Resim
S.a. herkese, nasılsınız. Hayırlı cumalar. Herkes iyidir inşallah. Sağolun ben de iyiyim... Sağ el bileğim ve sağ omuzumun boynum ile birleştiği yerden tutulmuş bir meslek hastalığından muzdarip şikayetçiyim. Bunun dışında Akhilleus gibi, ayak bileğimden vurulmadıkça ölmem merak etmeyin. Sabah servisi kaçırınca, bu kezlik, o mağrur gururuma "kes lan" deyip, ezik ezik arabayı istedim eşimden. Eşimin iş yeri eve yakın olduğu için. Ayyy yazııık. Ben bugün geç gideceğim sen al anahtarı dedi. Oysa ki daha dün olan küçücük bir  çizik bıraktığı kazada senin numaranı verdim fotoğrafanı çektim gönderiyorum, çen halledermiçin demişti. Kararını değiştirmeden topuklayıp çıktım evden. Cebeciden Gölbaşına üç vesait gidemezdim... :) Neyse ki gardiyanlar durumu farketmeden hücreme döndüm... *  Gölbaşında penceresiz bir toplantı salonun yarım sırtlık koltuğuna yaslanıp, sırtımın kalan kısmını ve başımı duvara yasladım. Kendimi ayağında bir bebeği uyutan anne gibi, hafifçe ayaklarımla sallay

Beyazdan Griye

Yaz yeni bitti, hayattaki yeni bir başlangıcın zamanı geldi. Artık üniversitenin eşiğinden geçmenin verdiği rahatlıkla, bu yılı kendime keyif yılı olarak nitelendirdim. Bir yandan, herkeste olduğu gibi çalışıp bölümü değiştirme kafasındayım, diğer yandan ortamın getirdiği merak, heyecan, ne yapacağını bilememe hali... Lise kafasıyla üniversiteye başlayınca, çevreyi ve oradaki kafa yapısını anlamak zaman alıyor çünkü ben ders saati okula gelip, ders bitimi direk eve dönerek bütün ortamı kaçırıyorum, elimizden tutup yol gösteren yok ki. Zamanla dersler, arkadaşlar, topluluklar derken üniversite kafası tanımaya, anlamaya başlıyorum, gayet de keyifli oluyor, zaman dolu dolu geçiyor, heyecanım ve enerjim ile adeta 18'lik Pollyanna'yım. Birkaç ay süren bu tatlı şaşkınlık süresince, fark etmeden ihmal edilen eski arkadaşlarla bir Eskişehir planı yaptık. Orada ilk defa tanışacağım Ali Abi'de kalacağız, her şey güzel. Sabah 6:40'taki ilk trene bilet alıp, o saatte birbirimizi sa

ALGI

Resim
  Algı nedir ? Hepimizin yüzeysel olarak bilip, derinlemesine fikrinin olmadığı bir kelime ve konu. Her bireyin algısı kendine özel ve eşsiz. Algımız, bizim düşünsel filtremiz. Bizi biz yapan kararlarımızı, bakış açımızı, hedeflerimizi yöneten, duyu organlarımızdan gelen bilgileri yorumlayan zihinsel bir filtre. Gelin biraz daha açalım algıyı.  İnanç, Duygu, Düşünce, Değerler, Tecrübeler, Ön yargı, Beklenti, İhtiyaç, Korku, Doğrular ve Yanlışlar, Anlık Ruh Hali, ve daha niceleri bir araya gelerek kişinin kendine özel olan algısını oluşturuyor ve birey olarak bu algı üzerinden kendi gerçekliğimizi yaratıyoruz. Bu algıya göre dış dünyayı algılıyor, kararlar alıyor ve yaşamımızı şekillendiriyoruz.  Mesela, aynı yemeği yiyip birimiz acı, birimiz tuzlu buluyoruz. Birbirimize en yakın ve benzer olduğumuz fiziksel algılarımız bile aynı ürün üzerinde bu kadar farklıyken, algıyı oluşturanların farklılığıyla ortaya çıkan sayısız öznel algıyı varın siz düşünün. Bu yüzden aynı şeylere bakıp apayrı

Pazar Pikniği

Resim
 Uzun aradan sonra bu hafta çocuklarla birlikte eşimin liseden arkadaşı ile ailecek Çamlıdere'ye pikniğegittik. Zeynep, Kerem ile oynadığı topu kaybedince çıldırdı. Ay ışığına tosba güdüyoruz ya  Göz ile kaş arasında küçük bir çocuk topu alıp yanımızdan gitmiş. Zeynep susmayınca topu aramaya çıktım. Sebep olacak işte.  Tesadüfen piknik alanında Memleketten komşumuz Münir ile karşılaştım.  Ankara'ya abisini ziyarete gelmiş. Beni yüzümde sakal kafamda şapka ile tanıdı. Biraderin adı ile seslendi olsun ama tanıdı beni bir tur yanlarından geçtim onları görmedim bile dönüşte tanıdı beni. Sonra tam öğlen sıçağında Çamoluk alanındaki gölü gezmeye gittik.  Fotoğraf ordan. Kerem en az elli tane kozalağı ısırıp ısırıp attı. Annesi eli ensesinde gezerken benim umrumda bile değildi. Sonra yorulup kaşlar çatılınca nöbet değişti. Onlar kahvaltı ile uğraşırken benKeremi Zeynep'e emanet edip gölgeden izledim de çocuk rahat rahat ısırıp attı kozalakları.  Piknik güzeldi ama dur deyince du

Apartman Yöneticileri Toplansın

Resim
 Ben oturduğum binadaki daireyi satın aldığımda benden başka mal sahibi olmadığını öğrendim. Yöneticiliği yıllardır kiracıya yaptırdıkları için elde edilen tüm parayı gaza yatırşmılar apartman hiç bakım yapmamışlar. Madem dedim burada bir malımız var değerini artıralım buraya bakım yapalım ki malın değeri artsın diye ben yöneticilik yapayım dedim. Demez olaydım eski yönetici Allah'tan arıyormuş gibi sanki elinde pimi çekilmiş bomba var gibi attı kucağıma ben de kaldı bu iş, madem öyle biraz çeki düzen verelim bu işe dedim. İlerleyen zamanlarda doğal gaz fiyatı arttığı için aşağıdaki metni kiracılara gönderip aidat zammı yaptım. Benden tavsiye eğer bu tür işler yapıyorsanız ve özellikle bir kitleye zam kitleyecekseniz önce durumu izah edin. Çünkü aklın yolu birdir.  İşte size bir zam yazısı. :) Yazın uzatma dakikalarını yaşıyoruz. Güneşin saçları kısalıyor her geçen gün, yaklaşıyor yaklaşmakta olan, şimdi çayınızı kahvenizi alıp, halen ayaklarınız serin, diz yapmış yazlık pijamanızl

Arabanmı var Oku O zaman

Resim
 Olsa iyi ama olmadığı daha iyi diyeceğiniz bir dertten bahsedeceğim. Arabası olan, araba alacak olanlara tavsiyelerim var. Efenim çoluk çocuğa karıştık arabasız olmuyor bir yere gidip gelemiyoruz. Bir arabamız olsaydı haftasonu şuraya gidebilirdik. Bak aramız yok ev de oturuyoruz. Ya bir araba aldık hanım her haftasonu bir plan çakıyor. Ya abi almaz olaydım bir araba aldım nüfus bir kişi arttı. Ya benim arabanın şu sorunu oldu bu sorunu var. Uzayıp gidiyor olsa dediklerinizle oldu da bak başımıza gelene dedikleriniz. Sizi anlıyorum. Biz de olsa dedik. onra bir arabamız oldu.  Ya sonra işte size kendi tecrübelerimden aktarıyorum. Bir kızımız vardı. Arabamız olmadığı için onu çok fazla gezdiremedik. Aslında vardı da ev alırken sattık. Sonra çocuk doğdu. Ev almak zorunda olduğumuz için arabayı sattık. Bu yanlış arabanızın borcu yok ise ev alıyorum diye arabanızı satmayın. Dursun kapının önünde az binin. Evinize sermaye yapıp krediyi az çekeceğim diye arabanızı satmayın. Bakın arabayı sat

Karanlık Çökünce Anlar İnsan

Resim
Böyle gece çöker. Yalnızsınızdır. Nerede olduğunuzun pek de önemi yok eğer yalnızsanız.  Bir pencere kenarına geçer ışığı söndürürsünüz.  Dışarıda hayat döver sulusepken pencereyi, görünen sokak lambalarının aydınlattığı dar sokaklarda içi boş arabaların penceresine düşen yağmur damlaları buğulu resimler çizer. Aynı pencerenizde şekil bulur birden. Oturduğunuz koltuktan havaya doğru baktığınızda griye çalan bir karanlık çökmüştür çatınıza.  Baharda güzeldir yağmuru izlemek, rüzgar yeni tomurcuklanmış dallardaki eski ölü yaprakları koparıp katar önüne, yeni gelen hayatlara yer açılsın diye titreyerek sallanır dallar. Baharda yağmur gürültüyle başlar. Gri karanlık pencerenizi buğulandıkça siz de kendinize gömülmeye başlarsınız. Çoğu hikaye aynıdır bu senaryo da, çünkü hikayesi aynı olanlar pencerenin önündedir. Hikayesi ortak olanlar anlar demek istediğimi. Sonra hislerin konuşmaya başlar. Sen dinlersin... Karanlık çökünce hisseder insan yorulduğunu, aslında yalnız olduğunu. Karanlık olu

Benzer Yazılar

Tellerin Arkasından 3 - Instagram

Sebepsiz

Yazar Tanıtım