Yayınlar

Niye Yaşıyoruz ?

 Başka bir deyişle; bu dünyaya niye geldik ? Bu büyük soruları ben de sizin gibi sıkça kendime, etrafıma, kitaplara soruyorum. Bu arayış çoğu zaman dallanan budaklanan soruların ya da cevapların arasında kayboluyor veya unutuluyor, sonra tekrar baştaki soruyla baş başa kalıyorum. Bugün bu soruya bir adım da olsa yaklaştığım düşüncesiyle sizlerle paylaşmak ve de görüşlerinizi almak istiyorum. Şimdiye kadar öğrendiklerimden anladığım; bizler öncelikle bu dünyaya kendimizi tanımak, bilmek ve gerçekleştirmek üzere geldik. Bu da diğer insanlar üzerinden kendi yansımalarımızı görmekle mümkün. Dış dünyayla gerçek bağlar kurmamız için öncelikle bu gerekli. Bunu da insanın içinde her çeşit duyguya sahip olduğunu kabul edip, durumlara göre duygu değişimlerini deneyimleyerek öğrenebiliriz. Başka bir deyişle, insan olarak her çeşit duyguya zıttı ile birlikte, zerrece de olsa içimizde bir yerlerde sahibiz; sevgi-nefret, kibir-alçakgönüllülük, iyi- kötü...  Şartlar ve tercihlerimiz doğrultusunda far

Sarı Yaz

Resim
S.a. herkese, nasılsınız. Hayırlı cumalar. Herkes iyidir inşallah. Sağolun ben de iyiyim... Sağ el bileğim ve sağ omuzumun boynum ile birleştiği yerden tutulmuş bir meslek hastalığından muzdarip şikayetçiyim. Bunun dışında Akhilleus gibi, ayak bileğimden vurulmadıkça ölmem merak etmeyin. Sabah servisi kaçırınca, bu kezlik, o mağrur gururuma "kes lan" deyip, ezik ezik arabayı istedim eşimden. Eşimin iş yeri eve yakın olduğu için. Ayyy yazııık. Ben bugün geç gideceğim sen al anahtarı dedi. Oysa ki daha dün olan küçücük bir  çizik bıraktığı kazada senin numaranı verdim fotoğrafanı çektim gönderiyorum, çen halledermiçin demişti. Kararını değiştirmeden topuklayıp çıktım evden. Cebeciden Gölbaşına üç vesait gidemezdim... :) Neyse ki gardiyanlar durumu farketmeden hücreme döndüm... *  Gölbaşında penceresiz bir toplantı salonun yarım sırtlık koltuğuna yaslanıp, sırtımın kalan kısmını ve başımı duvara yasladım. Kendimi ayağında bir bebeği uyutan anne gibi, hafifçe ayaklarımla sallay

Beyazdan Griye

Yaz yeni bitti, hayattaki yeni bir başlangıcın zamanı geldi. Artık üniversitenin eşiğinden geçmenin verdiği rahatlıkla, bu yılı kendime keyif yılı olarak nitelendirdim. Bir yandan, herkeste olduğu gibi çalışıp bölümü değiştirme kafasındayım, diğer yandan ortamın getirdiği merak, heyecan, ne yapacağını bilememe hali... Lise kafasıyla üniversiteye başlayınca, çevreyi ve oradaki kafa yapısını anlamak zaman alıyor çünkü ben ders saati okula gelip, ders bitimi direk eve dönerek bütün ortamı kaçırıyorum, elimizden tutup yol gösteren yok ki. Zamanla dersler, arkadaşlar, topluluklar derken üniversite kafası tanımaya, anlamaya başlıyorum, gayet de keyifli oluyor, zaman dolu dolu geçiyor, heyecanım ve enerjim ile adeta 18'lik Pollyanna'yım. Birkaç ay süren bu tatlı şaşkınlık süresince, fark etmeden ihmal edilen eski arkadaşlarla bir Eskişehir planı yaptık. Orada ilk defa tanışacağım Ali Abi'de kalacağız, her şey güzel. Sabah 6:40'taki ilk trene bilet alıp, o saatte birbirimizi sa

ALGI

Resim
  Algı nedir ? Hepimizin yüzeysel olarak bilip, derinlemesine fikrinin olmadığı bir kelime ve konu. Her bireyin algısı kendine özel ve eşsiz. Algımız, bizim düşünsel filtremiz. Bizi biz yapan kararlarımızı, bakış açımızı, hedeflerimizi yöneten, duyu organlarımızdan gelen bilgileri yorumlayan zihinsel bir filtre. Gelin biraz daha açalım algıyı.  İnanç, Duygu, Düşünce, Değerler, Tecrübeler, Ön yargı, Beklenti, İhtiyaç, Korku, Doğrular ve Yanlışlar, Anlık Ruh Hali, ve daha niceleri bir araya gelerek kişinin kendine özel olan algısını oluşturuyor ve birey olarak bu algı üzerinden kendi gerçekliğimizi yaratıyoruz. Bu algıya göre dış dünyayı algılıyor, kararlar alıyor ve yaşamımızı şekillendiriyoruz.  Mesela, aynı yemeği yiyip birimiz acı, birimiz tuzlu buluyoruz. Birbirimize en yakın ve benzer olduğumuz fiziksel algılarımız bile aynı ürün üzerinde bu kadar farklıyken, algıyı oluşturanların farklılığıyla ortaya çıkan sayısız öznel algıyı varın siz düşünün. Bu yüzden aynı şeylere bakıp apayrı

Pazar Pikniği

Resim
 Uzun aradan sonra bu hafta çocuklarla birlikte eşimin liseden arkadaşı ile ailecek Çamlıdere'ye pikniğegittik. Zeynep, Kerem ile oynadığı topu kaybedince çıldırdı. Ay ışığına tosba güdüyoruz ya  Göz ile kaş arasında küçük bir çocuk topu alıp yanımızdan gitmiş. Zeynep susmayınca topu aramaya çıktım. Sebep olacak işte.  Tesadüfen piknik alanında Memleketten komşumuz Münir ile karşılaştım.  Ankara'ya abisini ziyarete gelmiş. Beni yüzümde sakal kafamda şapka ile tanıdı. Biraderin adı ile seslendi olsun ama tanıdı beni bir tur yanlarından geçtim onları görmedim bile dönüşte tanıdı beni. Sonra tam öğlen sıçağında Çamoluk alanındaki gölü gezmeye gittik.  Fotoğraf ordan. Kerem en az elli tane kozalağı ısırıp ısırıp attı. Annesi eli ensesinde gezerken benim umrumda bile değildi. Sonra yorulup kaşlar çatılınca nöbet değişti. Onlar kahvaltı ile uğraşırken benKeremi Zeynep'e emanet edip gölgeden izledim de çocuk rahat rahat ısırıp attı kozalakları.  Piknik güzeldi ama dur deyince du

Apartman Yöneticileri Toplansın

Resim
 Ben oturduğum binadaki daireyi satın aldığımda benden başka mal sahibi olmadığını öğrendim. Yöneticiliği yıllardır kiracıya yaptırdıkları için elde edilen tüm parayı gaza yatırşmılar apartman hiç bakım yapmamışlar. Madem dedim burada bir malımız var değerini artıralım buraya bakım yapalım ki malın değeri artsın diye ben yöneticilik yapayım dedim. Demez olaydım eski yönetici Allah'tan arıyormuş gibi sanki elinde pimi çekilmiş bomba var gibi attı kucağıma ben de kaldı bu iş, madem öyle biraz çeki düzen verelim bu işe dedim. İlerleyen zamanlarda doğal gaz fiyatı arttığı için aşağıdaki metni kiracılara gönderip aidat zammı yaptım. Benden tavsiye eğer bu tür işler yapıyorsanız ve özellikle bir kitleye zam kitleyecekseniz önce durumu izah edin. Çünkü aklın yolu birdir.  İşte size bir zam yazısı. :) Yazın uzatma dakikalarını yaşıyoruz. Güneşin saçları kısalıyor her geçen gün, yaklaşıyor yaklaşmakta olan, şimdi çayınızı kahvenizi alıp, halen ayaklarınız serin, diz yapmış yazlık pijamanızl

Arabanmı var Oku O zaman

Resim
 Olsa iyi ama olmadığı daha iyi diyeceğiniz bir dertten bahsedeceğim. Arabası olan, araba alacak olanlara tavsiyelerim var. Efenim çoluk çocuğa karıştık arabasız olmuyor bir yere gidip gelemiyoruz. Bir arabamız olsaydı haftasonu şuraya gidebilirdik. Bak aramız yok ev de oturuyoruz. Ya bir araba aldık hanım her haftasonu bir plan çakıyor. Ya abi almaz olaydım bir araba aldım nüfus bir kişi arttı. Ya benim arabanın şu sorunu oldu bu sorunu var. Uzayıp gidiyor olsa dediklerinizle oldu da bak başımıza gelene dedikleriniz. Sizi anlıyorum. Biz de olsa dedik. onra bir arabamız oldu.  Ya sonra işte size kendi tecrübelerimden aktarıyorum. Bir kızımız vardı. Arabamız olmadığı için onu çok fazla gezdiremedik. Aslında vardı da ev alırken sattık. Sonra çocuk doğdu. Ev almak zorunda olduğumuz için arabayı sattık. Bu yanlış arabanızın borcu yok ise ev alıyorum diye arabanızı satmayın. Dursun kapının önünde az binin. Evinize sermaye yapıp krediyi az çekeceğim diye arabanızı satmayın. Bakın arabayı sat

Karanlık Çökünce Anlar İnsan

Resim
Böyle gece çöker. Yalnızsınızdır. Nerede olduğunuzun pek de önemi yok eğer yalnızsanız.  Bir pencere kenarına geçer ışığı söndürürsünüz.  Dışarıda hayat döver sulusepken pencereyi, görünen sokak lambalarının aydınlattığı dar sokaklarda içi boş arabaların penceresine düşen yağmur damlaları buğulu resimler çizer. Aynı pencerenizde şekil bulur birden. Oturduğunuz koltuktan havaya doğru baktığınızda griye çalan bir karanlık çökmüştür çatınıza.  Baharda güzeldir yağmuru izlemek, rüzgar yeni tomurcuklanmış dallardaki eski ölü yaprakları koparıp katar önüne, yeni gelen hayatlara yer açılsın diye titreyerek sallanır dallar. Baharda yağmur gürültüyle başlar. Gri karanlık pencerenizi buğulandıkça siz de kendinize gömülmeye başlarsınız. Çoğu hikaye aynıdır bu senaryo da, çünkü hikayesi aynı olanlar pencerenin önündedir. Hikayesi ortak olanlar anlar demek istediğimi. Sonra hislerin konuşmaya başlar. Sen dinlersin... Karanlık çökünce hisseder insan yorulduğunu, aslında yalnız olduğunu. Karanlık olu

Korkularınızı Yenin

Resim
Herkese kısa bir selam ile direkt konuya giriyorum. Ekim ayının sonuna geldik. Kış yaklaşıyor yavaş yavaş. Tabi aynı hızda yeni yılda yaklaşıyor. Biliyorum-biliyorum. Bloga girip yeni yazılar görmeyince üzülerek çıktığınızı bu derece de kendimi size sevdirdiğimide biliyorum. Biraz şımarmak benim de hakkım. İletişim formundan mesaj gönderenler sizlere en kısa sürede cevap vereceğim. Şimdi direkt konuya giriyorum... Şimdi size ev de oturduğum yerde serçe parmağımı salon sehpasına niye vurduğumu ve üç günlük tatili ev de seke seke yürüyerek kendime nasıl zehir ettiğimi anlatacağım. Önemli uyarı: bu yazıyı okurken sıvı şeyler tüketmeyiniz veya bir şeyler yemeyiniz, zira; ya pıskırarak çıkarmak ya da mideniz bulanıp kusmak zorunda kalabilirsiniz, baştan uyarayım. Ha bir de kızmayın bana, dümdüz yazıyorsun diye, bu yüzden on senelik emeğimi çöpe atıp anonim dünyaya geçtim. Ekşi sözlükte yazmıyorum artık, ora da söveceğime, burada kendi sayfamda sövmek daha iyi geliyor bana... Neyse s

Bir Yudum Sevgi

Resim
 Yeni tren garının orada taşımacılık A.Ş genel müdürlüğündeyim bu hafta. Tüm dünyayı sarıp giden kovıd-19 virüsü yüzünden bütün dünya da yaşam durmuş durumda. Eski tren garının yer aldığı taş binanın ikinci katındayım. Beş bi odadanın köşebaşındaki bir masada yer gösterdiler. Oturdum. odada ki arkadaşlarla hasbihal ettikçe bilet sistemindeki hataları çözümleyen arkadaşlar olduğunu öğrendim. Hani siz bilet alıyorsunuz; erteliyorsunuz, iptal ediyorsunuz ya işte o biletlerde oluşan hataları ayıklayan arkadaşlar bunlar. Emekleri var üzerinizde sizleri sevdiklerinize kavuşturuyorlar. Kara tren salınıp gelirken onlarda dijital dünyadan satın aldığınız biletleri sizlerin telefonuna kısa mesaj ile ulaştırıyorlar. Hükümet hamilelere izin verince burada çalışan yeni hamile bayan arkdaşın yerine geçici olarak geçer misin dedikleri için geldim. Hani belki iki yeni insan tanırız. İki arkadaş ediniriz. Derken sigara molasına doğu expresini uğurladım... Sonra boş boş otururken. videolara daldım.

Huzur Çok Pahalı Değil

Resim
 Çalışıyoruz, çabalıyoruz, daha çok çalışıyoruz. Çalıştıkça daha bir çok çabalıyoruz. Eskimek bilmeyen zaman çarkının dişlileri arasında erteleye-erteleye hayatlarımızı öğütüyoruz... Ne için. Daha iyi yaşamak için mi ? Daha çok kazanmak için mi ? Kariyerim artsın diye mi ? Bi meşgalem olsun diye mi ? Çoluğa çocuğa iyi bir altyapı oluşturup pürüzsüz bir gelecek vermek için mi ? Servet biriktirmek, statü sahibi olmak, itibar görmek için mi ? Akşamdan planlar yapıyoruz; sabaha ne giyeceğim, yarın öğlen ne yiyeceğim, şu proje bitsin kendime izin vereceğim, Çocuklar büyüsün dünya turlarına çıkacağım... Uzayıp gidiyor ertelendikçe yapılacakların listesi. Peki sordunuz mu ? hiç kendinize. Kendimi daha ne kadar öğütüceğim ya da bu zaman çarkına ne kadar direnebileceğim diye... Cevap hepinizde aynı değil mi ? Şimdi sakalını ovuşturarak tahtasındaki zor problemi çözmeye çalışan bir profesör gibi uzaklara daldınız değil mi ? Biliyorum. Herkesin kendince haklı nedenleri var. Dün

Davetsiz Çapkınlar

Resim
Hafta sonunuz var değil mi ? Hava zaten bozuk, kapalı bir de soğuk. Her hafta sonu dışarı çıkacağım diye kasmayın. Kendinize bir iki saat ayrın. Şöyle bir kaç saat bile olsa günlük hayatın stresinden, yorgunluğundan, gerilimlerinden uzak keyifli bir şekilde geçirmek isteyenlere göre bir film var. Davetsiz Çapkınlar (Wedding Crashers). Yönetmenliğini herkesin yapabileceği ancak böyle senaristlerin nadiren bulunabileceği bir film, hayattaki en büyük eğlenceleri davetsiz gittikleri ve kimin olduğu bilinmeyen düğünleri birbirine katmak ve buralarda güzel bekar kadınlarla tanışmak onları baştan çıkarıp yatağa ata iki genç adamın komik öyküsü üzerine yazılmış güzel bir senaryo. Filmin başrollerinde Owen Wilson, Vince Vaughn ve Christopher Walken var. Bu iki kafadarın ortak tek bir yönleri var. John Beckwith ve Jeremy Grey’in tek hobileri: Düğünleri dağıtmak! Düğün kimin düğünü olursa olsun hangi etnik kökende olursa olsun fark etmiyor. Bu iki karizmatik ve çekici genç adam her düğü

Uzakları Sevmek

Resim
 Yıl 2013 bir bahar akşamı... Lefkoşa Golden Tulip otelin 8. Kat 809 no'lu odasındayım. Çıkardım kravatımı giydim yalnızlığımı Zeki MÜREN var yanımda.  Uzattım ayağımı pencere pervazına güneş batıyor. Kızıl bir ışık yayılıyor yaprakların arasından gün akşama dönüyor. Bin km uzağım sana...  Sevgilim; şarkımızı dinledim. Güzel şarki seçmişsin, sen gibi güzel şiir.  Karşımda oturuyordun şarkımızı dinlerken.  Ve senin dediğin gibi, seni sevmek güzel bir şarkıyı baştan baştan dinlemek gibi,  ah bilsen nasıl seviyorum seni nasıl özlüyorum.  Saçak da titreyen serçenin ekmek kırıntısına kanat çırpması ve bir anne duası kadar içten sevdim seni. Velhasıl kuru bir sevgi bu, karşılıksız çıkarsız beklentisiz. Etrafın kuşatılmış kapında yatacak bir sürü insan varken, sana uçsuz bucaksız vaatler verenler varken, beni sevdin nasıl mutlu nasıl gururluyum bilsen. Tutamayacağı vaatler vererek bir kadını etkilemek, onun dünyasına girmek ona hayal kurdurmak parası onurundan çok ola

Hayatımızdaki Nesneler

Resim
Bir dosta yıl 2007 bahar ayı. Hayatımızda binlerce nesne olduğunu düşünüyorum. Her insanın, kendine özgü birtakım nesneleri olduğunu ve aradan yıllar geçse bile o nesnelerle anımsandığını farkettim… Hayatımıza sokulup kaybolmuş binlerce nesneyle yazılan bir hatıra defterinin ne kadar ilginç olabileceğini getirdim gözümün önüne… Ecevit’i güverciniyle, Erbakan’ı tesbihiyle, Demirel’i şapkasıyla hatırlamak gibi… Baharı tomurcuğa, yazı üzüm karasına, sonbaharı kuru dalları bastıkça kırılan Eylül’e, kışı boynundaki atkıya anlattırmak ne kadar keyifli olurdu kimbilir?… “Hayatnızdaki herkes için bir nesne seçin” deseler. Kimleri bir nesneyle hatırlardınız…? Kimleri kendi mahkemenizde çekerdiniz Filistin askısına?… Dönüp baktığımızda geçmişimize, hayatımızın bir görünüp kaybolmuş binlerce nesneyle örüldüğünü göreceksiniz… Baharın nesnesi hep tomurcuk oldu benim için ama artık bir demet papatyanın, bir kök sarıçiğdemin içine saklanmış sırlarım,hiç unutulmayacağım dostluklarım va

Tesadüfünü Sileyim Hayat

Resim
 Dikkat bu yazı ağız dolusu küfür içerebilir... Bugün bayramın beşinci günü, akşam serinliğine doğru arabayı yıkamaya götüreyim istedim. Malum çoluk çocukla yola gidince sıkıntı oluyor biraz kız batırdı arabayı dönüş yolunda hastalandık hava değişimi su değişimi çarptı çocuğu bulantı kusma yıkılıyor. Arabayı yıkamaya götürüyorum Beşevler de Mareşal Çakmak ta güzel bir yıkamacı var temiz yapıyor işini yıkanacak araba çöp olan herşey paspasların üstüne bıraktım. - Ne zaman biter soruma *bir saat sonra gel abi deyince taze çaylarından alıp benim mekanda yakın ya oraya gidem dedim parkta otururum. Belki kelimeler toplarsam birleştiri size bir yazı çıkarırım diye düşündüm. Elimde taze çay Mareşal Çakmaktan Akdeniz caddesine doğru ilerliyorum. Akşamları Trawesti dolar bu caddeye her boy bacak gösterisi olur bu kaldırımlarda uzun süre göz göze gelirseniz size teklifte de bulunurlar. Hemcinslerine karşı ilgisi olanlara duyrulur. :) Öğlen sıcağı yerini ikindi serinine bırakıyor güneş ısrar

Benzer Yazılar

Niye Yaşıyoruz ?

Sarı Yaz

Beyazdan Griye